Kudsi Kaynaklar | Kudsi Kaynaklar | 410
(1-445)
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM RİSALE-İ NUR'DA
CİFİR VE EBCED
(Mahiyeti, Hakikatı, Delilleri)
MUKADDEME
Ebced veya Cifir ilmi, menşe itibariyle İslâm'ın öz kaynağından gelmediği gibi, İslâm'ın birinci sınıf
ilimlerinden de değildir. Buna göre, herkesin onu öğrenmesi ve uğraşması lâzım olan bir şey de değildir.
Amma İslâm'ın reddetmediği hususî ve sırlı ilimlerden bir ilim olup, müsaid ve müstaid bazı zâtların
hususî şekilde meşgul olmalarına izin verilmiş ve bazı âlimlerin özel şekilde uğraştıkları ve onunla bazı
gaybî istihracları karine ve emarelere bina ederek bulup çıkardıkları bir ilim çeşididir.
Kim ne derse desin, bu ilim, esas ve menşe itibariyle İslâm'dan direkt gelmediği halde, Resul-i Ekrem
tarafından haramiyetine hükmedilip red ve yasak edilen bir ilim tarzı değildir. Öyle ise asliyeti İslâm'dan
gelmemiş olmakla birlikte, bâtıl ve merdud da değildir. Zira, bugün İslâm'ın tâdil ve tensik ettiği fiilî,
amelî ve kavlî bir çok işler ve hâller vardır ki; menşei İslâmiyetten evvel var olan şeylerdir.
Meselâ: Kölelik ve câriyelik mefhumu, İslâm'dan önce de var olduğu halde, İslâm dini onu tâdil edip
en ehvene indirmiştir. Keza evlenmek ve sakal bırakmak gibi fiiller dahi İslâm'dan evvel de mevcuttu.
Lâkin İslâm dini bunları en güzel şekle ve insanlığa yakışır bir tarzda getirdi. Keza yazı ve harf işi dahi
İslâm'dan evvel vardı ve hâkeza...
Demek herşey, her mes'ele ve her hâl bizzat İslâm'ın öz kaynağından gelmiş olması şart değildir. Yeter
ki, cahilî âdetler gibi bazı pis ve kerih şeyler tarzında olup İslâmca reddedilmiş olmasın.
Faraza, Ebced ve Cifir ilmi, İslâm'dan önce bazı yahudî ve Hristiyan âlimleri tarafından bazı
şarlatanlıklarda kullanılmuş olsa dahi, lâkin İslâm'a girdikten sonra, yani bu ilim İslâmlaşınca, başta
İmam-ı Ali ve Ca'fer-i Sâdık ve ve Muhyiddin-i Arabî ve İmam-ı Gazalî ve Beyazıd-ı Bistamî gibi İslâm
büyükleri onu çok hayırlı ve menfaatlı işlerde istimâl ettiler ve onu hakikî gaye ve hedefine yönlendirerek
nurlandırdılar. Bu dediklerimizin isbatı gelecektir.
Hem Ebced ve Cifir, İslâm'a girdikten sonra da, bazı nâ-ehillerce su-i isti'mal edilip asıl mecrasından
saptırılmış da olabilir. Amma bu, onun asliyetine ve hayırlı cihetine bir zararı dokundurmaz. Çünki her
meslekte nâ-ehillerin karışması ile, onun bazı taraflarını kötü ve dûn işlerde isti'mal etmiş olabilirler. Lâkin hiçbir zaman o gibi su-i isti'mal fiilleri noktasından o mesleğin veya o ilmin esas kıymetine ve hayırlı kaidelerine bakılmaz ve bakılmaması lâzımdır.
Bununla beraber, Cifir ve Ebdec ilmine bazı İslâm âlimleri tarafından itiraz edilmiş ve hattâ
reddedilmi de olabilir. Hattâ bazıları yanlış olarak: "Onunla uğraşmak haramdır" demiş de olabilirler.
Amma bu mes'elede İslâm âlimlerinin cumhuru ne demişler, onu bilmek lâzımdır. Evet cumhur-u
ülemanın fikri, Cifir ilmi hakkında müsbet olduğu ilerde ispatlanacaktır.
"Hadîs İlmi" bölümünde kaydettiğimiz gibi; çeşitli meşreb ve meslek sahibleri olan İslâm âlimleri,
âdeta her şeye, her mes'eleye itiraz edebilmişler.Hattâ İmam-ı A'zam'a ve İmam-ı Şâfiî'ye bile bazı
hususlarda haksız olarak ağır ittihamlarla itiraz eden âlimler de bulunmuş. Lâkin sonra cumhur-u
ülemaca tebeyyün etmiş ki; o gibi mu'terizlerin itirazları mes'eleyi ve hakikat-ı hâli bilmemelerinden ve
kavrayamamalarından ileri gelmiş bir su-i zandan ibaret olduğu anlaşılmıştır.
Öyle ise, her mes'elede ve her ilimde mutlaka ihtisas, meleke ve rüsûh lâzımdır. Bir kimse ihtisası
dışındaki bir mes'eleye itiraz etse de, gabavetinin neticesi olur. Eğer birisi, yani bir âlim: "Ben İslâm'ın
bütün ilim dallarını en iyi şekilde biliyorum!" deyip dava etse, herhalde cehaletini ilân etmiş olur. O halde
herkes mütehassıs olduğu ilminden konuşabilir. Yani haddini bilip aşmaması lâzımdır.
CİFİR VE EBCED
(Mahiyeti, Hakikatı, Delilleri)
MUKADDEME
Ebced veya Cifir ilmi, menşe itibariyle İslâm'ın öz kaynağından gelmediği gibi, İslâm'ın birinci sınıf
ilimlerinden de değildir. Buna göre, herkesin onu öğrenmesi ve uğraşması lâzım olan bir şey de değildir.
Amma İslâm'ın reddetmediği hususî ve sırlı ilimlerden bir ilim olup, müsaid ve müstaid bazı zâtların
hususî şekilde meşgul olmalarına izin verilmiş ve bazı âlimlerin özel şekilde uğraştıkları ve onunla bazı
gaybî istihracları karine ve emarelere bina ederek bulup çıkardıkları bir ilim çeşididir.
Kim ne derse desin, bu ilim, esas ve menşe itibariyle İslâm'dan direkt gelmediği halde, Resul-i Ekrem
tarafından haramiyetine hükmedilip red ve yasak edilen bir ilim tarzı değildir. Öyle ise asliyeti İslâm'dan
gelmemiş olmakla birlikte, bâtıl ve merdud da değildir. Zira, bugün İslâm'ın tâdil ve tensik ettiği fiilî,
amelî ve kavlî bir çok işler ve hâller vardır ki; menşei İslâmiyetten evvel var olan şeylerdir.
Meselâ: Kölelik ve câriyelik mefhumu, İslâm'dan önce de var olduğu halde, İslâm dini onu tâdil edip
en ehvene indirmiştir. Keza evlenmek ve sakal bırakmak gibi fiiller dahi İslâm'dan evvel de mevcuttu.
Lâkin İslâm dini bunları en güzel şekle ve insanlığa yakışır bir tarzda getirdi. Keza yazı ve harf işi dahi
İslâm'dan evvel vardı ve hâkeza...
Demek herşey, her mes'ele ve her hâl bizzat İslâm'ın öz kaynağından gelmiş olması şart değildir. Yeter
ki, cahilî âdetler gibi bazı pis ve kerih şeyler tarzında olup İslâmca reddedilmiş olmasın.
Faraza, Ebced ve Cifir ilmi, İslâm'dan önce bazı yahudî ve Hristiyan âlimleri tarafından bazı
şarlatanlıklarda kullanılmuş olsa dahi, lâkin İslâm'a girdikten sonra, yani bu ilim İslâmlaşınca, başta
İmam-ı Ali ve Ca'fer-i Sâdık ve ve Muhyiddin-i Arabî ve İmam-ı Gazalî ve Beyazıd-ı Bistamî gibi İslâm
büyükleri onu çok hayırlı ve menfaatlı işlerde istimâl ettiler ve onu hakikî gaye ve hedefine yönlendirerek
nurlandırdılar. Bu dediklerimizin isbatı gelecektir.
Hem Ebced ve Cifir, İslâm'a girdikten sonra da, bazı nâ-ehillerce su-i isti'mal edilip asıl mecrasından
saptırılmış da olabilir. Amma bu, onun asliyetine ve hayırlı cihetine bir zararı dokundurmaz. Çünki her
meslekte nâ-ehillerin karışması ile, onun bazı taraflarını kötü ve dûn işlerde isti'mal etmiş olabilirler. Lâkin hiçbir zaman o gibi su-i isti'mal fiilleri noktasından o mesleğin veya o ilmin esas kıymetine ve hayırlı kaidelerine bakılmaz ve bakılmaması lâzımdır.
Bununla beraber, Cifir ve Ebdec ilmine bazı İslâm âlimleri tarafından itiraz edilmiş ve hattâ
reddedilmi de olabilir. Hattâ bazıları yanlış olarak: "Onunla uğraşmak haramdır" demiş de olabilirler.
Amma bu mes'elede İslâm âlimlerinin cumhuru ne demişler, onu bilmek lâzımdır. Evet cumhur-u
ülemanın fikri, Cifir ilmi hakkında müsbet olduğu ilerde ispatlanacaktır.
"Hadîs İlmi" bölümünde kaydettiğimiz gibi; çeşitli meşreb ve meslek sahibleri olan İslâm âlimleri,
âdeta her şeye, her mes'eleye itiraz edebilmişler.Hattâ İmam-ı A'zam'a ve İmam-ı Şâfiî'ye bile bazı
hususlarda haksız olarak ağır ittihamlarla itiraz eden âlimler de bulunmuş. Lâkin sonra cumhur-u
ülemaca tebeyyün etmiş ki; o gibi mu'terizlerin itirazları mes'eleyi ve hakikat-ı hâli bilmemelerinden ve
kavrayamamalarından ileri gelmiş bir su-i zandan ibaret olduğu anlaşılmıştır.
Öyle ise, her mes'elede ve her ilimde mutlaka ihtisas, meleke ve rüsûh lâzımdır. Bir kimse ihtisası
dışındaki bir mes'eleye itiraz etse de, gabavetinin neticesi olur. Eğer birisi, yani bir âlim: "Ben İslâm'ın
bütün ilim dallarını en iyi şekilde biliyorum!" deyip dava etse, herhalde cehaletini ilân etmiş olur. O halde
herkes mütehassıs olduğu ilminden konuşabilir. Yani haddini bilip aşmaması lâzımdır.
Ses Yok
English
العربية
Pyccĸий
français
Deutsch
Español
italiano
中文
日本語
Қазақ
Кыргыз
o'zbek
azərbaycan
Türkmence
فارسى