Kudsi Kaynaklar | Kudsi Kaynaklar | 413
(1-445)
Kimisi de, Ebu-l Fida' gibi; Takvim-i Büldan'dan (memleketlerin takvimi) rakama ait hususlarda bu
harfleri kullanmışlardır. (*)
Kimisi dahi şiir ve edebiyatta, kitabe ve sair gibi şeylerde tarih düşürmek üzere, Ebced sırasına göre
olan harflerden müteşekkil, o tarihi söyleyen bir kelime bulmuşlardır.
Nihayet kimileri de, başta İmam-ı Ali ve Ca'fer-i Sâdık ve Muhyiddin-i Arabî misillü zâtlar, bir kısım
âyet ve hadîslerin bazı kelimelerinden Ebced hesabıyla gaybî işleri istihrac etmede kullanmışlardır.
Daha sonraları ise havas, tılsımat ile uğraşan bazı ülema, Ebcedi iki tarzda hesablayarak, bazı
âyetlerin tılsım ve tevafuklarını vücuda getirmişlerdir. Ebcedin bu iki tarzını "El-Cümmel-ül Kebir" ve
"El-Cümmel-üs Sagir" diye adlandırmışlardır. El-Cümmel-ül Kebir, "Büyük Cümmel", Ebcedin "Ebced,
hevzet, huttî... ilh." sıralanan harflerin değer hesabı üzerinedir ki, buna "Hesab-ül Cümmel" de denilir.
(**) El-Cümmel-üs Sagir "Küçük Cümmel" ise, mevcud İslâm harfi elif-bâ sırasına göre, harflere
rakamlar tatbik edilerek hesablanır.
B- Cifir Mes'elesi: Türkçe telaffuzunda yanlış olarak Cifir diye kullanılıyorsa da, aslı Arabça'da
"Cefir"dir. Lügat mânası: "Küçük buzağı" demektir. Bu ilmin bu lâkabla iştiharının sebebi: Bir rivayette,
İmam-ı Ali'nin (R.A.), diğer bir rivayette Ca'fer-i Sâdık'ın bu ilmin esas plân ve krokisini bir küçük buzağı
derisine yazılmış olmasından ötürüdür.
İleriki sahifelerde arz edeceğimiz üzere, bu ilmin esası, Hazret-i Peygamber'in hususî irşad ve talimiyle
Hazret-i İmam-ı Ali'den gelmektedir. İmam-ı Ca'fer-i Sâdık ise, onu genişçe bazı kaideler altına aldığı
mervîdir.
Bu ilim, sadece Ebceddeki harflerin değerlerine göre, bazı âyât ve ehadîsin gaybî olan sırların istihrac
etmekten ibaret değildir. Yine ileride İmam-ı Ali'nin "El-Cefr-ül Câmi' Ven-Nur-ul Lâmi" eserinden
nakledeceğimiz üzere, Cifir ilminin daha bir çok vecih ve tarafları da vardır.
Meşhur feylesof İbn-i Haldûn, "Mukaddeme" adlı eserinde (***) bu ilmin ta'rifine kısaca temas etmiş,
ancak mes'eleye fazla akılcılık yaklaşımıyla bakmıştır. İmam-ı Ca'fer-i Sâdık'tan şöhretle nakledilmiş olan bu ilmin yazılı belgelerini göremediğinden yakınmıştır. Bu arada bazı zâtların bu ilme dayanarak keşif ve istihraca dair bazı tarihlerin de, dava
edildiği gibi zuhur etmediğine itiraz etmiştir.
Bu zâtta akıl ve felsefe ziyade hâkim olduğu gibi, keşfen veya istihracen bildirilen her bir hâdisenin
te'vilsiz, ta'birsiz ve tagayyürsüz aynı aynına çıkmasını beklemiştir. Amma düşünememiştir ki; evliyanın
keşif ve istihracları, bazan küçük ve cüz'î bir hâdiseyi, büyük ve umumî olarak.. umumî ve büyük bazı
hâdiseleri ise, cüz'î ve mahallî sûrette hissetmeleriyle; misal olarak; Bağdat'ta olacak bir hâdiseyi
İstanbul'da olacağını.. yahut hususî bir yerde vuku' bulacak olan bir durumu, umumî ve her yerde zuhur
edeceğini nazara almamalarıdır. Bunda da gayb perdesi altındaki hâdiselerin; eğer evliyanın keşfen
hissettikleri tarzda aynı aynına zuhurları tahakkuk etmiş olsaydı, tabiî ve tesadüfî addedilmesine sebeb
olacağı gibi; emir, irade ve meşiet-i İlahiyenin hâkimiyet ve hüküranlığı da zedelenmiş olacaktı.
______________________________
(*) Fehris-ü Ehadîs-il Müstedrek - Dr. Yusuf El-Meraşlı sh: 19-20
(**) Mukaddemet-ü İbn-i Haldûn sh: 333
(***) Mukaddemet-ü İbn-i Haldûn sh: 334
Ses Yok