Kudsi Kaynaklar | Kudsi Kaynaklar | 333
(1-445)
677- Risalede yeri: Osmanlıca Lem'alar sh: 129; Şuâlar sh: 669; Barla Lâhikası sh: 163; Tarihçe-i Hayat sh:329; Sikke-i Tasdik sh: 14
Me'hazler: Avn-ül Ma'bud Şerh-ü Ebu Davud 11/385 ve 386; Müstedrek-ül Hâkim 4/522 Z.S.; Ed
Dürer-ül Müntesire - Suyutî sh: 27 (Ebu Davud'dan nakil); Müsned-ül Firdevs 1/148; El-Feth-ül Kebir
1/353 (Ebu Davud, Hâkim ve Beyhakî'nin El-Ma'rifet eserinden nakil); Mişkât-ül Masabih 1/82 ve 247;
El-Kâmil Fid-Duafa'- İbn-i Ady 1/123
Zabıt şekli ve ek bir izah: Hem lafız, hem de mânaca hadîsler aynen Risale-i Nur'da kaydedildiği
tarzdadır. Yalnız burada, gelmiş geçmiş müceddidler hakkında; yani, "Her yüz senede bir gelen.. ve
gelmiş olan müceddidler kimlerdir? Ne zaman gelmişlerdir?" diye büyük muhaddis ve muhakkik âlimlerin bu husustaki görüşlerini muhtasaran nakletmek yerinde olur zannediyorum. Bu hususta ülemanın görüşlerini, gelecek şu me'haz kitaplardan tesbit ediyoruz: Fetavî ve Mesâil-i İbn-üs Salâh 1/130; Keşf-ül Hafâ - Aclunî 2/243; El-Keşkûl - M.Bahaeddin El-Âmilî 1/414, 415; Feyz-ül Kadir - Abdurrauf Menavî 1/10; Tarh-üt Tesrib Fi-Şerh-it Takrib - İbn-ül Irakî 1/6; El-Havî Lil-Fetavî 2/413
İmam-ı Suyutî Hazretleri, altıncı asrın müceddidi İmam-ı Fahreddin-i Razî olduğuna hükmetmiş.
Keşf-ül Hafâ Kitabı Müellifi, El-Hâfız İsmail Aclunî ise: İmam-ı Beyhakî ve İmam Ahmed bin
Hanbel'e dayandırdığı bir rivayette: "Birinci asrın müceddidi, Ömer bin Abdülaziz-i Emevî olduğu.. ikinci
asrın müceddidi ise, İmam-ı Şâfiî'dir" diye kaydetmiş.
Başka âlimler, müceddidler silsilesince üçüncü asrın müceddidi olarak Ebu-l Abbas bin Süreyc'i, yahut
da Ebu Bekir-i Bakıllanî'yi kabul etmişler. Beşinci asrın müceddidi olarak da, Hüccet-ül İslâm İmam-ı
Gazalî'yi ve altıncı asrınkini İmam-ı Fahreddin-i Râzî'yi, yahut da El-Hâfız Abdülganiyy-i Nablusî'yi..
yedinci asrınkini İbn-i Dakik-ül İyd'i.. sekizinci asrınkini İmam-ı Belkinî'yi, yahut da hadîs ilminde büyük
tecdid ve ihya hizmetini yapan El-Hâfız Zeyneddin-i Irakî'yi.. ve nihayet dokuzuncu asrın müceddidini ise,
Hazret-i Mehdî olacağını tahmin etmişlerdir.
Lâkin zaman uzadı, dokuzuncu asır için bu tahmin tahakkuk etmedi. Yahut da o asra mahsus bir
Mehdî gelmiş olabilir.
Yine Hâfız Aclunî, İbn-i Kesir'den naklen diyor ki: "Her bir taife kendi imamını, yahut Üstadını
müceddid kabul etmiş edebilirler."
İmam-ı Suyutî Hazretleri, dokuzuncu asra kadar isimleri yazılan müceddidleri, Et-Tenbie eserinin
sonunda bir şiirle aynen kabul ederek kaydettikten sonra şöyle demiş:
Türkçesi: "İşte şu dokuzuncu asır da geldi. Bir müceddidin gönderilme va'di elbetteki tahalüf
etmeyecektir. Amma acaba o va'dedilen hâdî kim olacak?. Allah'tan ümidimdir ki bu asrın içinde gelecek
olan o müceddid ben olayım. Eğer Allah'ın fazlı öyle tecelli ederse, O'na karşı çıkılmaz."
Suyutî Hazretleri daha sonraki beytlerde ise: "Dokuzuncu asırdan sonra, Hazret-i Mehdî veya İsa
Aleyhisselâm'ın gelmesi umulur." demiştir.
Büyük hadîs hâfızı ve muhaddislerin üstadı meşhur İbn-üs Salah ise şöyle der: Birinci asırda Ömer bin
Abdülaziz, ikinci asırda İmam-ı Şafiî, üçüncü asırda İmam Ebu-l Hasan-ül Eş'arî (fakat başkaları üçüncü
asrın müceddidi için, Ebu-l Abbas Ahmed bin Ömer bin Şüreyh'tir demişler) dördüncü asırda, Kadı Ebu
Bekir İbn-i Bakıllânî (bazıları ise, Ebu Tayyib Sehl bin Muhammed Sa'lukî'dir demişler) beşinci asır
müceddidi ise, Abbasî Hülefasından El-Müsterşid Billâh'tır (fakat diğer ülema ise, İmam-ı Gazalî'yi kabul
etmişlerdir) diyor.
Tarh-ı Tesrib kitabında; sekizinci asrın müceddidi olarak Hâfız Zeyneddin-i Irakî'yi kabul etmişler ve
bu hükümlerinin gerekçesini de şöyle anlatmışlar: "Meşhur İbn-üs Salah'tan sonra, çok durgunluk devresi
geçiren Hadîs İlmini, Hâfız Irakî ihya etmiş ve yenilemiştir."
Allâme Abdurrauf Menavî ise, şöyle der: Kimi âlimlere göre dördüncü asrın müceddidi Ebu İshak-ı
Şirazî, beşinci asrınki İmam-ı Selefî ve altıncı asrınki ise İmam-ı Nevevî'dir demişler." Menavî Hazretleri
ilâve ederek demiş ki: "Aynı asırda birden fazla müceddidlerin bulunmasında bir mâni' yoktur. Bazılar
hadîs sahasında, kimisi de İslâm siyasetinde gibi ayrı ayrı sahalarda birer müceddid olarak aynı zamanda bulunabilirler.
El-Keşkûl eseri sahibi de, Abdurrauf-u Menavî'nin kanaatlarını paylaşarak demiş ki: "Meselâ birinci
asrın müceddidi Ömer bin Abdülaziz-i Emevî olmakla birlikte, büyük fukahadan Muhammed bin Aliyy-ül
Bâkır (yani meşhur İmam-ı Bâkır), Hasan-ül Basrî gibi zâtlar da birer müceddid oldukları gibi,
muhaddislerden İbn-i Şihab-üz Zehrî gibi zâtlar dahi hadîs ilminde müceddid olabilirler."
Adları ve asırları verilerek sayılan müceddidlerden sonra; yani, binden sonraki birinci asırdaki
müceddid ise, ülemanın ittifakıyla İmam-ı Rabbanî, ikinci asırda Mevlâna Hâlid-i Bağdadî ve üçüncü
asırda, yani onüçüncü hicrî asırda Bediüzzaman Said-i Nursî olduğu yine ülemasının ittifakıyla kabul
edilmiştir.
Me'hazler: Avn-ül Ma'bud Şerh-ü Ebu Davud 11/385 ve 386; Müstedrek-ül Hâkim 4/522 Z.S.; Ed
Dürer-ül Müntesire - Suyutî sh: 27 (Ebu Davud'dan nakil); Müsned-ül Firdevs 1/148; El-Feth-ül Kebir
1/353 (Ebu Davud, Hâkim ve Beyhakî'nin El-Ma'rifet eserinden nakil); Mişkât-ül Masabih 1/82 ve 247;
El-Kâmil Fid-Duafa'- İbn-i Ady 1/123
Zabıt şekli ve ek bir izah: Hem lafız, hem de mânaca hadîsler aynen Risale-i Nur'da kaydedildiği
tarzdadır. Yalnız burada, gelmiş geçmiş müceddidler hakkında; yani, "Her yüz senede bir gelen.. ve
gelmiş olan müceddidler kimlerdir? Ne zaman gelmişlerdir?" diye büyük muhaddis ve muhakkik âlimlerin bu husustaki görüşlerini muhtasaran nakletmek yerinde olur zannediyorum. Bu hususta ülemanın görüşlerini, gelecek şu me'haz kitaplardan tesbit ediyoruz: Fetavî ve Mesâil-i İbn-üs Salâh 1/130; Keşf-ül Hafâ - Aclunî 2/243; El-Keşkûl - M.Bahaeddin El-Âmilî 1/414, 415; Feyz-ül Kadir - Abdurrauf Menavî 1/10; Tarh-üt Tesrib Fi-Şerh-it Takrib - İbn-ül Irakî 1/6; El-Havî Lil-Fetavî 2/413
İmam-ı Suyutî Hazretleri, altıncı asrın müceddidi İmam-ı Fahreddin-i Razî olduğuna hükmetmiş.
Keşf-ül Hafâ Kitabı Müellifi, El-Hâfız İsmail Aclunî ise: İmam-ı Beyhakî ve İmam Ahmed bin
Hanbel'e dayandırdığı bir rivayette: "Birinci asrın müceddidi, Ömer bin Abdülaziz-i Emevî olduğu.. ikinci
asrın müceddidi ise, İmam-ı Şâfiî'dir" diye kaydetmiş.
Başka âlimler, müceddidler silsilesince üçüncü asrın müceddidi olarak Ebu-l Abbas bin Süreyc'i, yahut
da Ebu Bekir-i Bakıllanî'yi kabul etmişler. Beşinci asrın müceddidi olarak da, Hüccet-ül İslâm İmam-ı
Gazalî'yi ve altıncı asrınkini İmam-ı Fahreddin-i Râzî'yi, yahut da El-Hâfız Abdülganiyy-i Nablusî'yi..
yedinci asrınkini İbn-i Dakik-ül İyd'i.. sekizinci asrınkini İmam-ı Belkinî'yi, yahut da hadîs ilminde büyük
tecdid ve ihya hizmetini yapan El-Hâfız Zeyneddin-i Irakî'yi.. ve nihayet dokuzuncu asrın müceddidini ise,
Hazret-i Mehdî olacağını tahmin etmişlerdir.
Lâkin zaman uzadı, dokuzuncu asır için bu tahmin tahakkuk etmedi. Yahut da o asra mahsus bir
Mehdî gelmiş olabilir.
Yine Hâfız Aclunî, İbn-i Kesir'den naklen diyor ki: "Her bir taife kendi imamını, yahut Üstadını
müceddid kabul etmiş edebilirler."
İmam-ı Suyutî Hazretleri, dokuzuncu asra kadar isimleri yazılan müceddidleri, Et-Tenbie eserinin
sonunda bir şiirle aynen kabul ederek kaydettikten sonra şöyle demiş:
Türkçesi: "İşte şu dokuzuncu asır da geldi. Bir müceddidin gönderilme va'di elbetteki tahalüf
etmeyecektir. Amma acaba o va'dedilen hâdî kim olacak?. Allah'tan ümidimdir ki bu asrın içinde gelecek
olan o müceddid ben olayım. Eğer Allah'ın fazlı öyle tecelli ederse, O'na karşı çıkılmaz."
Suyutî Hazretleri daha sonraki beytlerde ise: "Dokuzuncu asırdan sonra, Hazret-i Mehdî veya İsa
Aleyhisselâm'ın gelmesi umulur." demiştir.
Büyük hadîs hâfızı ve muhaddislerin üstadı meşhur İbn-üs Salah ise şöyle der: Birinci asırda Ömer bin
Abdülaziz, ikinci asırda İmam-ı Şafiî, üçüncü asırda İmam Ebu-l Hasan-ül Eş'arî (fakat başkaları üçüncü
asrın müceddidi için, Ebu-l Abbas Ahmed bin Ömer bin Şüreyh'tir demişler) dördüncü asırda, Kadı Ebu
Bekir İbn-i Bakıllânî (bazıları ise, Ebu Tayyib Sehl bin Muhammed Sa'lukî'dir demişler) beşinci asır
müceddidi ise, Abbasî Hülefasından El-Müsterşid Billâh'tır (fakat diğer ülema ise, İmam-ı Gazalî'yi kabul
etmişlerdir) diyor.
Tarh-ı Tesrib kitabında; sekizinci asrın müceddidi olarak Hâfız Zeyneddin-i Irakî'yi kabul etmişler ve
bu hükümlerinin gerekçesini de şöyle anlatmışlar: "Meşhur İbn-üs Salah'tan sonra, çok durgunluk devresi
geçiren Hadîs İlmini, Hâfız Irakî ihya etmiş ve yenilemiştir."
Allâme Abdurrauf Menavî ise, şöyle der: Kimi âlimlere göre dördüncü asrın müceddidi Ebu İshak-ı
Şirazî, beşinci asrınki İmam-ı Selefî ve altıncı asrınki ise İmam-ı Nevevî'dir demişler." Menavî Hazretleri
ilâve ederek demiş ki: "Aynı asırda birden fazla müceddidlerin bulunmasında bir mâni' yoktur. Bazılar
hadîs sahasında, kimisi de İslâm siyasetinde gibi ayrı ayrı sahalarda birer müceddid olarak aynı zamanda bulunabilirler.
El-Keşkûl eseri sahibi de, Abdurrauf-u Menavî'nin kanaatlarını paylaşarak demiş ki: "Meselâ birinci
asrın müceddidi Ömer bin Abdülaziz-i Emevî olmakla birlikte, büyük fukahadan Muhammed bin Aliyy-ül
Bâkır (yani meşhur İmam-ı Bâkır), Hasan-ül Basrî gibi zâtlar da birer müceddid oldukları gibi,
muhaddislerden İbn-i Şihab-üz Zehrî gibi zâtlar dahi hadîs ilminde müceddid olabilirler."
Adları ve asırları verilerek sayılan müceddidlerden sonra; yani, binden sonraki birinci asırdaki
müceddid ise, ülemanın ittifakıyla İmam-ı Rabbanî, ikinci asırda Mevlâna Hâlid-i Bağdadî ve üçüncü
asırda, yani onüçüncü hicrî asırda Bediüzzaman Said-i Nursî olduğu yine ülemasının ittifakıyla kabul
edilmiştir.
Ses Yok
English
العربية
Pyccĸий
français
Deutsch
Español
italiano
中文
日本語
Қазақ
Кыргыз
o'zbek
azərbaycan
Türkmence
فارسى