Kudsi Kaynaklar | Kudsi Kaynaklar | 386
(1-445)
944- Sakal bırakmak bir sünnettir. Bıraktıktan sonra, traş etmek haramdır.
Risalede yeri: Emirdağ-I sh: 48
Me'hazler: (Not: Sakalın yalnız bir sünnet olduğu ve on tane fıtrat olan hasletlerle birlikte olduğunu
bütün hadîsler göstermektedir. Yani sakalı Hazret-i Peygamber'in (A.S.M.) bıraktığı tarzda ve bakımını
yaptığı şekilde bırakmak ve bakmak ve muhafaza etmek müekked sünnetlerdendir.
Evet farz, vâcib, sünnet-i müekkede, gayr-ı müekkede, müstehap, mendup gibi isimlerle yapılan
tasnifler, ülema-i İslâm tarafından yapılmıştır. Hanefî ülemasından bazıları ile diğer mezheblere mensub
az bazı ülema; sakalı vâcibler sınıfına almışlarsa da, sair ülema; bilhassa Şafiî üleması, onu sünnet-i
müekkede içinde bırakmışlardır. "Sakalı, sünnet-i seniyye niyetiyle bıraktıktan sonra traş etmek
haramdır." olan hükmü Bediüzzaman'ın bir hüküm ve içtihadıdır. Şafiî mezhebine göre de buna yakın bir
keyfiyettedir. Bu mes'eleyi daha biraz izahlıca Mufassal Tarihçe'de kaynaklarıyla beraber
kaydettiğimizden, burada daha fazla detaylara inmeden bırakmayı uygun buluyoruz. Sakalı bıyıktan
ayırarak, -ki hadîs-i şeriflerde bıyığın muhafazasına; yani, ağıza sarkmamasına daha fazla ehemmiyet
verilmiş iken- onu alıp vâcib olarak kabul eden ülemanın bu kanaatlarının mânası ise; bu vücûb, bir
vücûb-u Kur'anî değil, belki vücûb-u sünnetî kısmında mütalâa ederek insanın şahsiyetine ait âdet ve fıtrat olan o sünneti takviye ve te'kid için o şekil mütalâa ve kabulleri vârid olmuştur denilebilir.)
Bazı me'hazler: Et-Tac 3/170 Kütüb-ü Sitte'den beşinin ittifakıyla, Hazret-i Âişe'den rivayet; Es
Sünen-ül Kübra - Beyhakî 1/36; Avn-ül Ma'bud 11/252;
Tuhfe-ül Ahvezî 8/46; Muvatta' - İmam-ı Mâlik sh: 675
Zabıt şekli ve meâli: "On tane husus fıtrattandır. Bıyık kesmek, sakal bırakmak, misvak kullanmak,
burunu yıkamak, tırnak kesmek, parmak aralarını el ile hilâllamak, koltuk altlarını temizlemek, haya
yerlerini kıldan temizlemek, taharet yerlerini su ile yıkamak, mazmaza ile ağzı su ile yıkamak."
Diğer bazı hadîslerde, bu fıtrat olan şeyleri beş tane sayarak; bunlardan birisini de "sünnet olmak"
hususunu ona ilâve etmişlerdir.
İmam-ı Beyhakî'nin Es-Sünen-ül Kübra'sında, sakalın da misvak gibi sadece bir sünnet olduğunu
kaydetmiş. Hattâ Avn-ül Ma'bud ve Tuhfet-ül Ahvezî eserlerinin şârihleri, bu mes'elede uzunca tahliller
yapmış ve neticesinde kaydettiğimiz gibi; "Sakal sünnetinin, sadece bir kıl bırakmış ve nasıl muhafaza
etmiş ise, onun gibi bırakmak ve muhafaza etmek ancak sünnet olabilir." demişlerdir ve hâkeza... Aksi
halde kıl uzatmak işi, gayr-ı müslimlerde de hakidir.
945- İman-ı tahkikî.. ve ilmelyakîn ve aynelyakîn ve hakkalyakîn mes'eleleri... ve İmam-ı A'zam'ın:
"İman ne ziyadeleşir, ne de noksanlaşır" demesi gibi mes'eleler...
Risalede yeri: Emirdağ-I sh: 103; Asa-yı Musa sh: 220-222; Şerh-i Fıkh-ul Ekber - Aliyy-ül Karî sh:
202-206; Şuab-ül İman - Beyhakî 1/159 ve 209
Zabıt şekli ve bir izah: Bu mes'elede iki husus vardır:
1- İman-ı tahkikî ve onun tamamlayıcısı olan ilmelyakîn, aynelyakîn ve hakkalyakîn mes'eleleri, bütün
İslâm muhakkiklerince teslim edilmiş bir husustur. Verilen me'hazlerde bu husus beyan edilmiştir.
2- İmam-ı A'zam'ın: "İman ne ziyadeleşir, ne de noksanlaşır." görüşüne karşı, ülema-i muhakkikîne
dayanarak bazı şeyler yazmak ve bazı hikmetlerini ve bu görüşe muhalefet eden sair imamların sözlerini
nakletmek belki bir hürmetsizlik sayılacağından vazgeçildi.
Ancak iman-ı taklidî, iman-ı avamî, iman-ı tahkikî ve iman-ı tahkikînin de ilmelyakîn, aynelyakîn ve
hakkalyakîn mertebeleri bulunduğu ve bu merdebelerin her birisinin de bir çok derecât ve meratibi
olduğunu bütün İslâm muhakkikleri kaydetmişlerdir.
Bediüzzaman Hazretlerine; İmam-ı A'zam'ın tefsir ve izah isteyen o hükmüne âmiyane dayanarak bu çeşit sualler sorulmuştur. Kimisi, saf ve tahkike müsait olmayan bazı hocalar... Kimisi de zendeka adına Risale-i Nur'un nuranî iman hizmetine karşı gelmek fikriyle o sualleri sormuşlardır.
Üstad Hazretleri bu kabil suallere, makamlarıyla mütenasib cevablar vermiş ve mes'eleyi halletmiştir.
Amma cevab verirken, İmam-ı A'zam'ın mezkûr görüşüne dokunmadan mes'eleyi kökten halletmiştir.
İmam-ı A'zamın mezkûr görüşünün de bazı izah, tefsir ve şartlara bağlı olduğu Aliyy-ül Karî, Şerh-i
Fıkh-ul Ekber'de şöyle dile getirmiştir.
"İbn-ül Humam demiştir ki: Hanefîlerle İmam-ül Haremeyn, imanın ziyade ve noksanlığını cihetler
itibariyle kabul etmişlerdir. Hem İmam-ı A'zam'dan (R.A.) rivayet ediliyor ki; demiş: "Benim imanım
Cebrail Aleyhisselâm'ın imanı gibidir. Amma ben demiyorum ki; benim imanım onun imanıyla misildir.
Çünki misliyet, bütün sıfatlarıyla birbirine müsavî olması lâzımdır." Ve hâkeza, daha uzun izahlar...
Çok mühim bir husus vardır ki, çoğu zaman ilk bakışta nazara alınmamakta, yahut da alınmak
istenmemektedir. Şöyle ki: İman denince; hidayet-i İlâhiyenin asıl ve nüvesi olan ve mü'min insanların
kalblerine Allah tarafından ilka edilen cevhere ile, ondan sonra derecelere göre inkişaf ve inbisat eden
imanın yakîniyet merhale ve terakkileri, hep bu iman tabiri çerçevesinde sayılmıştır.
Ses Yok