Kudsi Kaynaklar | Kudsi Kaynaklar | 388
(1-445)
949- Risalede yeri: El yazma Emirdağ-I sh: 126; Konferans sh: 99
Me'hazler: (Hadîsin bu iki cümlesi Resulullah tarafından söylendiği gibi, Hazret-i İmam-ı Ali
tarafından da onun bir cümlesi söylenmiştir. Hattâ bazı rivayetlerde, İmam-ı Ca'fer-i Sâdık'ın da
söylediğini kaydetmişler.)
Sahih-i Buharî 1/34; Müstedrek-ül Hâkim 2/352 ve 466, iki kanalla... İmam-ı Zehebî de sıhhatini ikrar
etmiş; Mu'cem-üt Taberanî El-Kebir 5/5480
Zabıt şekli: Hadîs olarak:
Nehc-ül Belâga - İmam-ı Ali sh: 280:
Meâlleri: Ebu Musa'dan rivayet, demiş ki: Peygamber'e (A.S.M.), onun kerahetini celbeden şeyler
soruldu. Vaktaki bu gibi sualler çoğaldı, Resul-i Ekrem (A.S.M.) gazaba geldi ve insanlara dedi:
"İstediğiniz benden sorunuz!.." O sırada bir adam kalktı, dedi ki: "Benim babam kimdir?" Resul-i Ekrem
(A.S.M.) ferman etti: "Senin baban Huzafe'dir ve şimdi cehennemdedir..."
İmam-ı Ali'nin (R.A.) sözü: "Benden ilim hakkında, beni kaybetmeden önce herşeyimizi sorunuz.
Çünki ben gittikten sonra, benim gibi sual soracak kimseyi bulamazsınız."
Risale-i Nur'da Hasan Feyzi (R.H.)'in mersiyesinde, bunu İmam-ı Ca'fer-i Sâdık'ın sözü olarak
kaydetmiş ise de, göründüğü gibi, sözün aslı İmam-ı Ali'nindir. Belki de ondan sonra, Ca'fer-i Sâdıık
Hazretleri de söylemiş olabilir. Nitekim başta da işaret ettik.
950- (Muhammed Salih Yeşiloğlu'nun mektubundandır.)
Risalede yeri: Emirdağ-I sh: 157
Me'hazler: El-Feth-ül Kebir 1/325; Keşf-ül Hafâ 1/295; El-Metalib-ül Âliye 3/151
Zabıt şekli: Bu hadîs-i şerif aynı lafızla kayıtlı olduğu gibi; yahut da aynı mânayı ifade eden:
Şu hadîs Taberanî ve İmam-ı Hâkim'den nakil...
Meâlleri: "Mü'min daima musibetli ve belâlıdır." Yahut "Mü'min, daima mübtelâdır. Yani imtihana
tabi'dir." Ve üçüncü hadîsin meâli: "Cenab-ı Allah, mü'min kulunu ibtilâya tâbi' tutar; yani hasta eder,
musibet verir.. tâ ki, onun bütün günahlarını ondan gidersin."
951- Musibetlerde ehl-i imanın zayi' olan malları sadaka olduğu.. ve ölümleri de şehitlik sayıldığı...
Risalede yeri: Emirdağ-I sh: 175 ve Sözler'de Ondördüncü Söz'ün Zeyli olan Zelzele bahsi.
Me'hazler: (Not: Aynı bu lafızlarla muayyen ve müşahhas bir hadîs-i şerif bulunamadı ise de, bazı âyet
ve hadîslerin mânalarından alınmış doğru ve hakikatlı bir hüküm olabilir. Bu mes'ele 285 ve 744 numaralı bölümlerde kayıtlı,taun ve beş çeşit şehitlik hakkındaki hadîslerin tamamı bu mes'elenin de me'hazleri olabilir. Çünki:Şam'da bir taunun çıkacağı hakkındaki hadîs-i şerifte, aynı zamanda ölenlerin şehid olacağı ve zayi' olan mallarının sadaka hükmünde kaydedileceği açıkça beyan edilmiştir. Ayrıca beş çeşit şehitlik hakkında vârid olmuş hadîs-i şerifler, suda boğulmak, yıkılan duvarın altında ölmek, ateşte yanmak gibi durumlar,aynı zamanda küllî olan bazı zelzele ve fırtına, taun ve veba gibi istilâcı musibetlerde elbette ki hükmü daha cârî ve daha küllîdir.)
952- Risalede yeri: Emirdağ-I sh: 206, 210
Me'hazler: El-Yevakit Ve-l Cevahir - Şa'ranî 2/69; Şerh-ü Cevheret-üt Tevhid - Bacurî sh: 334; Câmi'
u Beyan-il İlm - İbn-i Abd-il Berr 2/114
Zabıt şekli: Bu kelâm, Ömer bin Abdülaziz-i Emevî'nin sözüdür. Çünki ona sorulmuş: "Sıffîn Harbi
hakkında ne diyorsun?"
Demiş: Veya
Yani: "O akan kanlar öyle bir hâdisedir ki, Cenab-ı Allah benim elimi ona bulaştırmadı. Şimdi ben bu
zamanda lisanımı onunla bulaştırmak istemiyorum."
Yahut: "O akan kanlardan Cenab-ı Hak kılınçlarımızı tahir tuttu. O halde, biz şimdi lisanlarımızı
onunla bulandırmak istemiyoruz."
Ve Şerh-ü Cevheret-üt Tevhid'de, Ömer bin Abdülaziz'in bir düstur ve kaide olan bu sözünden sonra
şöyle kaydedilmiş: "Sahabelerin arasında vaki' olmuş olan o harbleri, derinliğine dalarak medar-ı
münakaşa ve münaza'a etmek, ne i'tikadî bir icab, ne de dinî bir menfaatı vardır."
953- Risalede yeri: Emirdağ-I sh: 216; Konferans sh: 90
Me'hazleri: Keşf-ül Hafâ - Aclunî 2/29; Tefsir-i Ruh-ul Beyan - Burusevî 3/365
Zabıt şekli: Zabtı aynendir. Lâkin Hazret-i Üstad bu söz için hadîstir demediği gibi, İbn-i Hacer-ül Askalanî dahi bu mes'elede: "Senedli, vesikalı bir hadîs değildir derim." demiş.
Amma Molla Aliyy-ül Karî: "Onun mânası doğrudur. Yani kendi ihtiyarıyla şehvanî ve nefsanî hislerini
terketmekle; ölmeden evvel ölünüz! demektir." demiş:
Ayrıca bu hadîsi te'kid ve takviye eden âyeti ve Yani: "Kendini ölmüş olanlardan say!." hadîsi
ve "Hem sen, hem de onlar ölüsünüz." meâlindeki âyet bu mânayı kuvvetlendirmektir.
Tefsir-i Ruh-ul Beyan'da hadîs olarak: metniyle geçmektedir.
Ses Yok