Kudsi Kaynaklar | Kudsi Kaynaklar | 442
(1-445)
Bu izah ile beraber Hazret-i Muhyiddin-i Arabî'nin Üstad'ın hayatıyla ve Risale-i Nur'uyla ismen ve
tarih göstererek alâka ve işaretlerinin tesbit edilmemiş olmasıyla birlikte; bu zâtın eserlerini mütalaa etmiş kimseler bilirler ki; O'nun en çok meşgul olduğu hâdise ve mes'ele, âhirzamanda gelecek olan Büyük Mehdî'nin hizmeti, vazifesi, durumu ve hâlidir. Filhakika; Hazret-i Muhyiddin, Mehdî hakkında bir çok
acib ta'rifler ve nişanlar göstererek sergilemiştir. Üst taraflarda, onun "Anka-u Mağrib" eserinin
nihayetinde, Hz. Mehdî'nin zuhur zamanını açık bir şekilde harflerinin Ebcedî sayısı son bulduğunda
çıkacaktır diye kat'î hüküm ve ifade etmiştir. Her ne ise...
SUAL-7: Kur'an ve hadîs-i şeriflerle beraber, evliyaların Risale-i Nur'a işaretlerinin tamamı ne kadardır?
CEVAB: Üstad umum o işaretler için "Bin" (1000) demiş. Fakat bence bütün o işaretlerin yekûn
teferruatlarıyla beraber mecmuu, binden çok fazladır. Fakat herhalede Hz. Üstad küsûratı nazara almadan ortalama bir rakam vermiştir. Nasılki az üstte Dördüncü Sualin cevabından âyetler için, sadece elli kadar âyetin herbirisinin cüz'iyatında beşer işaretleri olsa, ikiyüz elli kadar işaretler olacağını yazmıştık. Onun gibi, Risale-i Nur'un Sekizinci Lem'ası, Onsekizinci Lem'ası ve Yirmi Sekizinci Lem'ası ve Sekizinci Şua' gibi bu hususlarla hususiyle alâkadar risalelerinde, işaretlerin mecmu'u ve bu arada Rumuzat-ı Semaniye, Şuâlar ve sair lâhika mektublarında mevcud olan işaretlerin tamamı toplansa ve bunların teferruatları tek tek nazara alınsa, bence bini çok geçerler.
Lâkin Hazret-i Üstadca bin olarak ifade edilmiştir. Elbette ki manidardır. Yani, nasılki Resul-i
Ekrem'in (A.S.M.) mu'cizatının mecmuu için, İslâm muhakkikleri "bin" demişler, küsûratı nazara
almamışlardır. Öyle de, Hazret-i Üstad'a ve Risale-i Nur'a gaybî işaretlerin mecmu'u dahi küsûrlar nazara
alınmazsa, bin olması, yani öyle kabul ve kaydedilmesi şâyan-ı tefekkürdür.
İşte çok kısaca, Risale-i Nur'da Cifir ve Ebcedin işaretlerinin keyfiyet vechi böyledir. Amma sadece bu
kadardır veya bundan ibarettir diye bir şey mevzubahis değildir. Daha çok hususiyatı, şirin levhaları ve
güzel manzaraları vardır. O risalelere bizzat bakıp mütalaa etmek ve bütün o gaybî işaretlerin yek-ahenk
içindeki nağmelerinin tatlı sadalarını dinlemek ve bütün onlar neyi söylediklerini ve neyi gösterdiklerini
teemmül ve tefekkür etmek lâzımdır.
HÂTİME
Araştırmamızın netice ve sonunu tatlıya bağlamak ve tatılaştırmak, daha doğrusu nurlandırmak ve
misk rayihası gibi nurlu rayiha ile rayihalandırmak için, Risale-i Nur'da yazılı o binbir gaybî işaretlerin
içerisinden bir kaç tane ilginç ve câzib ve parlak işaret nümûnelerini kaydederek bitirmek istiyoruz.
Bunlar evvelâ Kur'an âyetlerinden, sonra hadîslerden, sonra da Keramet-i Aleviye ve Gavsiye
Risalelerinden derlenecektir.
Âyetlerin işaretlerinden:
Üst tarafta başka başka münasebetlerle Risale-i Nur'a ve Üstad Bediüzzaman'ın ismine, lâkabına,
vazifesine ve hayatına işaret eden bir kaç âyet-i kerimenin işarî mânaları yazılmışsa da, burada aynı
âyetlerden, daha bâriz, âdeta sarih işaretli âyetlerden nümûnelik için bir-ikisin kaydediyoruz:
Meselâ (Maide Sûresi, âyet: 56) « şeddeli "nun" bir sayılsa 1350 eder ki, bu tarihte Kur'an'dan
muktebes olan Risale-i Nur etrafında toplanan ve bütün kuvvetleriyle Kur'an'ın hizmetlerine çalışan Hizb
ül Kur'anın faaliyeti ve dalâlet ve zendekaya mânen galebe ettikleri bir zamana tevafuku ise, istikbalde
tam galabelerine bir îma-i gaybîdir...» (Os. Sikke-i Tasdik sh: 159)
İşte şu âyetin harfleri 1350 (1229) tarihini göstermekle; aynı o tarihte, dünyada ve âlem-i İslâmda bir
çok hakiki mü'min ve mücahid cemaatların da hareket ve faaliyetleri bu âyetin işaretine mazhar olabilir.
Lâkin Türkiye'de ve hem aynı o tarihte, Bediüzzaman Hazretleri Isparta'nın Barla Nahiyasinde, üç sene
evvelisinden başlatmış olduğu Nur te'lifatı ve harekete geçirdiği iman hizmeti, en hararetli devrelerinden
birisinin zuhur zamanıdır. Bilhassa Türkiye'de, o sırada Risale-i Nur cemaatı gibi iman ve Kur'an
hizmetinde faaliyet ve hareket gösteren ikinci bir cemaat yoktu. Hem öyle bir iman hizmetinin isbatlayıcı
delil ve bürhanları olan Nur Risaleleri gibi bir risalenin değil, hiçbir dinî eser tab'edilmemekte ve neşri
mümkin olmamaktaydı. Elbette Risale-i Nur'un tam o tarihte mühim bir hareket ve faaliyetle; ve bütün
zındık ve kâfirlerin ilim meydanında perişan ve rüsvay olacakları bir tarzda iman hakikatlarını en keskin hüccet ve bürhanlarla ispatını yaparak neşredilmesi.. Elbette, manevî münasebet ve
makam muktezası gibi karinelerle, Nur Cemaatı ve Nur hizmeti, âyette hususî şekilde medar-ı nazardır
denilebilir.
Ses Yok