Kudsi Kaynaklar | Kudsi Kaynaklar | 440
(1-445)
Tenkid mevzuu istifhamlar ve cevabları
Bu münasebetle, Cifir ve Ebced ilminin umumî mahiyeti, hakikatı ve keyfiyeti hakkında vârid olmuş
veya olmakta olan bazı şübhe ve tenkidlere, üst taraflarda kâfi derecede cevabları verilmiştir. Burada ise,
bazı cüz'î, amma yine menşe' ve kök itibariyle; gaybî işaret gibi şeylerde katı zâhirperestliğin taassubu
adına inkârdan gelen bir şübhe ile Risale-i Nur'un hususî bir kısım yerlerinin, yani Cifir ve Ebced
mes'eleleriyle alâkadar yerlerinin bazı te'villi, gaybî işaretlere olan tatbikatları serrişte edilerek
ilişmelerine temas edeceğiz. Şöyle ki:
Risale-i Nur'dan ilk olarak Cifir ve Ebced işaretleri hakkında yazılan "Sekizinci Lem'a" da, Geylanî
Hazretlerinin ile başlayan kasidesi içinde yer alan beş satırlık kısmı, Cifir ve Ebced hesablarınca yapılmış olan tahkik ve araştırmada; Risale-i Nur'a ve Hazret-i Üstad'ın isim ve lâkabına ve sâireye gaybî işaretler bulunup kaydedilmiş. Mezkûr tahlil on sahife kadardır. Bu on sahife tahlil ve tahkikten sonra; Cifir ve Ebced ve riyazî hesablarla bir derece ispatı yapılmış olan mes'elenin neticesi bağlanırken; gaybî işaretlerin münasebet ve muvafakatları noktasında bir değerlendirme içinde tekrar edilerek, herbir beytin altında "İlm-i Cifirle mânası" diye birer başlık ile neticesi ve manevi münasebetleri izah edilmiştir.
İşte bu değerlendirmedeki o başlıklarda bazı hocalar, hattâ bir yakın dostumuz ve Risale-i Nur'u bir
derece bilen, bizim de hürmet ettiğimiz bir zât, zaif midelerinin hazmedemediği bir bedihî hakikata itiraz
ile: "Bu ne demektir? Cifir ile mânası da mı olurmuş?" diye bir çeşit bîçarelik ve tufeyliliklerini izhar
tarzında, Nur'a müştak ehl-i imanı kendileriyle beraber ve kendileri gibi bulandırmak istemişler.
Şimdi bahsi yapılan Geylanî'nin mezkûr kasidesinin beş satırından sadece birisinin değerlendirilmiş
olan durumunu arzetmek istiyorum. İşte kasidenin beşinci satırı:
Bu beytin, ilk önce Sekizinci Lem'anın baş tarafındaki Cifir ve Ebced hesablarıyla yapılmış olan tahlil
şeklini, sonra da "İlm-i Cifir ile mânası" diye yapılmış başlıklar ile manevî münasebet tefsirlerini
arzedeceğiz. Tâ ki herkes görsün ve bilsin ki; Bediüzzaman'a itiraz eden kimseler, ilmin ve hakikatın bir
çok noktalarında ne kadar câhil ve gabî ve behresizdir, anlasınlar.
İşte bu beytin tahlil kısmındaki durumu, bir nümûne olarak bir kısmı şöyledir:
«... Aynı satırın başında fıkrasıyla o müridine diyor ki: "Vaktin Abdülkadirîsi ol!" Bu Kadirî
hurufatı hesab-ı Ebcedle 325 eder. Üstadımızın lâkabı "Nursî" olduğu cihetle, makam-ı Ebcedîsi 326
ediyor. Bir tek fark var. O da eliftir. Bin mânasında elfe remzeder. Demek 1325'de Şeyh-i Geylanî'ye
mensub bir zât, Şeyh-i Geylanî tarzında hakikat-ı Kur'aniye'yi müdafaa etmeye çalışacak. Hakikaten
Üstadımız 1326 senesinde (Hürriyetin ikinci senesi) mücahede-i maneviyeye atılmıştır.
Üçüncü Vecih: Onun iki ismi var: "Said, Bediüzzaman". Bu iki ismin mecmuunun makam-ı Ebcedîsi
"Ez-Zaman" daki şedde sayılmazsa, 329 ediyor. İki "Dal" bir sayılsa, 325 aynen deki muhatab o
olmasına işaret ediyor, belki delâlet ediyor. Eğer "Ez-Zaman" daki okunmayan "Elif-lâm" sayılsa, kaideten
"Kadirî"ye dahi bir "Elif-lâm" dâhil olmak lâzım gelir. Çünki tarif için muzaf-ı ileyh kalktıktan sonra,
"elif-lâm" lâzım gelir. O halde dahi müsavî olurlar.» (Os. Sikke-i Tasdik-i Gaybî sh: 141)
Şimdi de, bu tahlilden on sahife sonraki değerlendirme bölümünde, aynı beyt ve aynı satırın neticesi ve
manevi münasebet ve muvafakatını tefsir tarzında izah eden kısmının bir bölümünü kaydediyorum:
İlm-i Cifir ile mânası:
Ey Said! Sen zamanın Abdülkadir'i ol. İhlâs-ı tâmmı kazan. Fakrın ile beraber maişetini düşünme,
nâsdan minnet alma! İsmin Said olduğu gibi, maişette de mes'ud olacaksın. Muhabbetimde sâdık
olduğundan ve ihlâsa çalıştığından; Hulusî gibi muhlis talebeler ve yardımcılar.. ve Süleyman ve Bekir
gibi sâdık hizmetkârlar.. ve Sabri gibi tam takdir edici ciddî müştak talebeler size verilmiş...» (Os. Sikke-i
Tasdik-i Gaybî sh: 150)
İşte görüldüğü üzere, tefsir ve te'vil kısmındaki az fazlalık dahi, üst tarafda, on sahife evvelki bölümde,
Cifir ve Ebced hesablarıyla; Hulusi Bey, Sabri Hoca, Bekir Bey ve Sıddık Süleyman gibi zâtların
isimleriyle, Gavs'ın Kasidesindeki kelimelerde aynen bulunduğu için, neticesi de bu tarzda kaydedilmiştir.
Üst taraflarda bir kaç kez temas etmişiz ki; Cifir ve Ebcedin gaybî işaretleri bazı âyet, hadîs veya
mezkûr kasidesi mübarek ve kudsî kelimelerinde ilham ile hesab ve harf değerleri ile bulunmasından
sonra; eğer o işaret edilen kimsenin veya hizmetin manevî münasebet ve hâl muvafakatları bulunmazsa, o işaretler nâkıs kalır. Hâl ve durum itibariyle manevî münasebet ve mutabakatlar olduğu halde; ilm-i te'vil
ve hikmet eğer olmazsa ve onunla o münasebetlerin tefsiri ve tatbiki yapılmazsa, yine de kuru ve nâkıs
kalır. İşte buradaki iş ise, mezkûr noktaların izah ve tefsirinden ibaret bir değerlendirme durumudur.
Hâl öyle iken, bir de gel görelim ki, Hoca Efendi bunları bilemiyor. Bilse bile, öylesi manevî ve gaybî
işaretlere inanmıyor veya inanmak istemiyor. O durumda biz ne yapabiliriz ki?..
SUAL-4: Risale-i Nur'a, Kur'an'ın işarî mâna tabakasında Cifir ve Ebcedce bakan ve işaret eden ne
kadar âyetleri vardır?
CEVAB: Birinci Şua olan "İşârât-ı Kur'aniye Risalesi"nde otuz üç âyet kadar kaydedilmiş. Rumuzat-ı
Semaniye, Kastamonu Lâhikaları ve Onüçüncü ve Ondördüncü Şuâlar'da ve nihayet Emirdağ Lâhika
mektublarında belki onbeş âyet daha vardır. Bütün bunların tamamı belki elli âyeti bulmaktadır. Ancak şu
da var ki; herbir âyetin veya lâhikalardaki küçük sûrelerin yalnız birer işareti değil, herbirisinin bazan beş,
altı, yedi, hattâ on vechile ayrı ayrı işaretleri kaydedilmiştir. Bu durumda, elli kadar âyetin herbirisinin
ortalama beşer işaret vecihleri olsa, mecmu'u ikiyüzelli vech-i işaretleri vardır demektir. Risale-i Nur'u
okuyanlarca da durum ma'lum olduğu ve üst tarafda da bir iki nümûne kaydedilmiş olmasından burada
ayrıca nümûnelerin kaydına girmeye lüzum görülmedi.
Ses Yok