Kudsi Kaynaklar | Kudsi Kaynaklar | 438
(1-445)
Dördüncüsü: ... ilâ âhir... şeddeli (**) yüz bir, bin yüz kırkbir, seksen altı eder. Yekûnu:
Arabîce bin üçyüz yirmisekiz olur ve Rumice bin üçyüz yirmialtıdır ki, Hulefa-yı Raşidîn'in isimleri ikinci
vecihte gösterdiği aynı tarihe ve Hürriyetin üçüncü senesindeki inkıta-i hilâfetin tarihine tam tamına
tevafuku, elbette o lisan-ül-gayb olan zatın lisanında tesadüfî olamaz; belki onu da görmüş, ona da işaret
etmiş.
Beşincisi: şeddeli nun bir nun sayılsa bin yüz doksaniki eder ki, aynen cümlesinin gösterdiği gibi
bir ikiyüz iki tarihine on farkla tam tevafuk ederek tam ve nâkıs bütün müddet-i hilâfeti göstermesi ve
yalnız "hilâfet" kelimesi bin yüz onbir edip tam hilâfetin müddetine tama tevafukla beraber o müddete
işaret eder. kelimesinin Cifrî hesabı olan bin seksenyedi adedine, yirmidört gibi cüz'î bir farkla
muvafakat etmesi, elbette ve her halde o Muhbir-i Gaybî'nin bir işaret-i gaybiyesidir ve bir nevi mu'cizat-ı
gaybiyesinin bir lem'asıdır. İşte kısacık hadîsin camiiyetine, sair cevami-ül kelim olan hadîsler kıyas
edilsin. Said Nursî»
(Os. Sikke-i Tasdik-i Gaybî sh: 115; Sikke-i Tasdik-i Gaybî sh: 136)
2- «Âhirzamandan haber veren mühim bir hadîs:
Ramazan-ı şerifte onuncu günün ikinci saatinde birden bu hadîs-i şerif hatırıma geldi. Belki Risale-i
Nur şakirdlerinin taifesi ne kadar devam edeceğini düşündüğüme binaen ihtar edildi. (şedde sayılır,
tenvin sayılmaz) fıkrasının makam-ı cifrîsi 1542 ederek nihayet-i devamına ima eder.
(şedde sayılır) fıkrası dahi; makam-ı cifrîsi 1506 edip, bu tarihe kadar zâhir ve aşikârane, belki
galibane; sonra tâ kırk ikiye kadar, gizli ve mağlubiyet içinde vazife-i tenviriyesine devam edeceğine
remze yakın ima eder.
(şedde sayılır) fıkrası dahi; makam-ı cifrîsi 1545 olup, kâfirin başında kıyamet kopmasına ima eder.
Cay-ı dikkat ve hayrettir ki, üç fıkra bil'ittifak bin beşyüz tarihini göstermeleriyle beraber, tam tamına
manidar, makul ve hikmetli bir sûrette bin beşyüz altından tâ kırk ikiye, tâ kırk beşe kadar üç inkılab-ı
azîmin ayrı ayrı zamanlarına tetabuk ve tevafuklarıdır. Bu imalar gerçi yalnız birer tevafuk olduğundan
delil olmaz ve kuvvetli değil, fakat birden ihtar edilmesi bana kanaat verdi. Hem kıyametin vaktini kat'i
tarzda kimse bilemez; fakat böyle imalar ile bir nevi kanaat, bir galib ihtimal gelebilir. Fatiha'da "sırat-ı
müstakim" ashabının taife-i kübrasını tarif eden fıkrası, şeddesiz bin beşyüz altı veya yedi ederek, tam
tamına fıkrasının makamına tevafuku ve mânasına tetabuku ve şedde sayılsa fıkrasına üç manidar
farkla tam muvafakatı ve manen mutabakatı bu hadîsin imasını te'yid edip remz derecesine çıkarıyor. Ve
müteaddid âyât-ı Kur'aniyede "sırat-ı müstakim" kelimesi, bir mâna-yı remziyle Risalet-in Nur'a mânaca
ve cifirce ima etmesi remze yakın bir ima ile, Risalet-in Nur şakirdlerinin taifesi, âhirzamanda o taife-i
kübra-i âzamın âhirlerinde bir hizb-i makbul olacağını işaret eder diye def'aten birden ihtar edildi.
Said Nursî »
(Os. Sikke-i Tasdik-i Gaybi: 92; Kastamonu L. sh: 27)
Ve daha bu neviden bir çok âyet ve hadîslerin Risale-i Nur'daki istihraclarını burada kaydedebilirdik.
Lâkin makam, bütün onları burada toplamak yeri olmayıp, birer nümûneleri göstermek yeri olduğundan
kısa kesmek icab ediyor.
_______________________________
(**) Çünki, hadîsin ibaresine bazan (inne) ifadesiyle gelmektedir. (A.B.)
Arabîce bin üçyüz yirmisekiz olur ve Rumice bin üçyüz yirmialtıdır ki, Hulefa-yı Raşidîn'in isimleri ikinci
vecihte gösterdiği aynı tarihe ve Hürriyetin üçüncü senesindeki inkıta-i hilâfetin tarihine tam tamına
tevafuku, elbette o lisan-ül-gayb olan zatın lisanında tesadüfî olamaz; belki onu da görmüş, ona da işaret
etmiş.
Beşincisi: şeddeli nun bir nun sayılsa bin yüz doksaniki eder ki, aynen cümlesinin gösterdiği gibi
bir ikiyüz iki tarihine on farkla tam tevafuk ederek tam ve nâkıs bütün müddet-i hilâfeti göstermesi ve
yalnız "hilâfet" kelimesi bin yüz onbir edip tam hilâfetin müddetine tama tevafukla beraber o müddete
işaret eder. kelimesinin Cifrî hesabı olan bin seksenyedi adedine, yirmidört gibi cüz'î bir farkla
muvafakat etmesi, elbette ve her halde o Muhbir-i Gaybî'nin bir işaret-i gaybiyesidir ve bir nevi mu'cizat-ı
gaybiyesinin bir lem'asıdır. İşte kısacık hadîsin camiiyetine, sair cevami-ül kelim olan hadîsler kıyas
edilsin. Said Nursî»
(Os. Sikke-i Tasdik-i Gaybî sh: 115; Sikke-i Tasdik-i Gaybî sh: 136)
2- «Âhirzamandan haber veren mühim bir hadîs:
Ramazan-ı şerifte onuncu günün ikinci saatinde birden bu hadîs-i şerif hatırıma geldi. Belki Risale-i
Nur şakirdlerinin taifesi ne kadar devam edeceğini düşündüğüme binaen ihtar edildi. (şedde sayılır,
tenvin sayılmaz) fıkrasının makam-ı cifrîsi 1542 ederek nihayet-i devamına ima eder.
(şedde sayılır) fıkrası dahi; makam-ı cifrîsi 1506 edip, bu tarihe kadar zâhir ve aşikârane, belki
galibane; sonra tâ kırk ikiye kadar, gizli ve mağlubiyet içinde vazife-i tenviriyesine devam edeceğine
remze yakın ima eder.
(şedde sayılır) fıkrası dahi; makam-ı cifrîsi 1545 olup, kâfirin başında kıyamet kopmasına ima eder.
Cay-ı dikkat ve hayrettir ki, üç fıkra bil'ittifak bin beşyüz tarihini göstermeleriyle beraber, tam tamına
manidar, makul ve hikmetli bir sûrette bin beşyüz altından tâ kırk ikiye, tâ kırk beşe kadar üç inkılab-ı
azîmin ayrı ayrı zamanlarına tetabuk ve tevafuklarıdır. Bu imalar gerçi yalnız birer tevafuk olduğundan
delil olmaz ve kuvvetli değil, fakat birden ihtar edilmesi bana kanaat verdi. Hem kıyametin vaktini kat'i
tarzda kimse bilemez; fakat böyle imalar ile bir nevi kanaat, bir galib ihtimal gelebilir. Fatiha'da "sırat-ı
müstakim" ashabının taife-i kübrasını tarif eden fıkrası, şeddesiz bin beşyüz altı veya yedi ederek, tam
tamına fıkrasının makamına tevafuku ve mânasına tetabuku ve şedde sayılsa fıkrasına üç manidar
farkla tam muvafakatı ve manen mutabakatı bu hadîsin imasını te'yid edip remz derecesine çıkarıyor. Ve
müteaddid âyât-ı Kur'aniyede "sırat-ı müstakim" kelimesi, bir mâna-yı remziyle Risalet-in Nur'a mânaca
ve cifirce ima etmesi remze yakın bir ima ile, Risalet-in Nur şakirdlerinin taifesi, âhirzamanda o taife-i
kübra-i âzamın âhirlerinde bir hizb-i makbul olacağını işaret eder diye def'aten birden ihtar edildi.
Said Nursî »
(Os. Sikke-i Tasdik-i Gaybi: 92; Kastamonu L. sh: 27)
Ve daha bu neviden bir çok âyet ve hadîslerin Risale-i Nur'daki istihraclarını burada kaydedebilirdik.
Lâkin makam, bütün onları burada toplamak yeri olmayıp, birer nümûneleri göstermek yeri olduğundan
kısa kesmek icab ediyor.
_______________________________
(**) Çünki, hadîsin ibaresine bazan (inne) ifadesiyle gelmektedir. (A.B.)
Ses Yok
English
العربية
Pyccĸий
français
Deutsch
Español
italiano
中文
日本語
Қазақ
Кыргыз
o'zbek
azərbaycan
Türkmence
فارسى