Kudsi Kaynaklar | Kudsi Kaynaklar | 436
(1-445)
Öyle de, İza'dan (yani Sûrenin başındaki İza'dan) ye kadar ondört kelimatıyla ve daki "Fa"nın beş,
"Ha"nın beş, "Ta"nın dört tekerrürleriyle hâsıl olan ondört adediyle, hem cümlesinin ondört harfiyle,
hem fıkrasınıın ondört harfiyle, ondördüncü sene-i hicriyesindeki Feth-i Şam'da ihsan edilen nusret-i
hârika tarihine tevafuk sırrıyla işarî beşaret veriyor.» (Elyazma Rumuzat-ı Semaniye sh: 210)
Kevser Sûresi'nin bazı sırları
Örnek-1: «Kevser Sûresi'nin hurufu 46, Besmele ile 65... Huruf-u hecadan mevcudu 17'dir. (Yani şu
yekûn olan 65 harf içinde, huruf-u heca tabir edilen elif-ba' harflerinin 28 tanesinden sadece 17'si vardır.)
Nüzûl-ü vahyin havz-ı ekberi ve ekser Enbiya'nın meşhur kevseri olan Kudüs-ü Şerif'in fetih tarihi olan 17
adediyle, tevafuk etmek sırrıyla işaret eder.
Hem, Besmele ile aded-i hurufu 65'tir. Bu iki rakam, hurufa inkılab etse, (yani nasılki Ebced sırasına
göre "He" beş, "Vav" altıdır. Rakam, soldan sağa okunduğu tarzıyla değil, sağdan sola doğru
okunmasıyla) "Hû" olur. İhlas'ın başındaki "Hüvallah" ile deki "Hüve"ye manidar bakmakla beraber, 65 sene-i velâdetle sene-i vefat dâhil olmak veya Arabî seneler itibariyle; Sahib-i Havz-ı Kevser olan Zât'ın (A.S.M.) ömrüne tevafuk etmekle beraber...» (Elyazma Rumuzat-ı Semaniye sh: 213)
Örnek-2: «... Madem sâbıkan geçtiği gibir, Sûre-i Kevser fütûhat-ı Muhammediye'yi ihtar eder ve
kelimatıyla ve hurufatıyla Feth-i Mekke, Feth-i Beyt-ül Makdis ve Şam fütûhatına işaret eder. Elbette 600
seneye karib mühim bir merkez-i Hilâfet-i İslâmiye ve menba'-ı neşr-i ahkâm-ı Kur'aniye ve Kur'an-ı
Hakîm'in muazzam ordusunun merkezi olarak, Kur'an bayrağını 400 sene kadar kâinata karşı galibâne
tutan İstanbul'un tarih-i fethi Kur'an'da işarâtıyla müjde verdiği gibi; 857 teşkil eden Ebcedî makamı
857 tarihine tevafuk etmekle işaret ediyor. Çünki; "Kevser kime verilmiş? Ve ne için verilmiş?." sırrıyla
Kevser'in evvelindeki kime verildiğini bildirmek için, ondan Kâf'ı alır. Ne için verildiğine delâlet eden
den neticeye işaret için "Fa"yı alır. olur. Mecmuu 857 adediyle İstanbul'un Fethini müjde veriyor ve
fütûhat-ı Muhammediye'ye (A.S.M.) dâhil olarak en muhteşem Cevami'-i İslâmiye'ye merkez olup, Küre-i
Arzda kılınan salât-ı kübranın bir Mescid-i Ekber'i olduğuna îma eder.
Hem nasılki Sûresi'nin yalnız "El-Kevser" kelimesinin aded-i Ebcedîsi 757'yi göstererek, îma ile, bu
tarihde İstanbul'un İslâm eline geçmesine namzed olarak yol açılmış, muhasara ile Fatihası okunmuş.
Evet, 757'nin âhirlerinde ve 58'in evvellerinde, Sultan Orhan zamanında, Süleyman Paşa kumandasında
"Erler" tabir edilen kırk kahramanın şehid olmasıyla, İstanbul hükümet-i İslâmiye akdi altına girmiş ve
Fatiha o tarihte okunmuştur...» (Elyazma Rumuzat-ı Semaniye sh: 217)
İşte Rumuzat-ı Semaniye namı altında gayr-ı matbu' elyazma eserden verdiğimiz şu çok az bazı
nümûneler, herhalde zevki selim, aklı müstakîm kimseler için gösterir ki; Üstad Bediüzzaman Hazretleri,
bütün himmet ve gayretini Kur'an'ın kırk vech-i i'cazından biri olan tevafuk sırrıyla açılan anahtarla, onun
i'cazına hizmet etmek istediği ve yegâne gayesi de o olduğu anlaşılır sanırım. Bu risaleden verdiğimiz
nümûnelik bölümler maksada kifayet ediyor. Geniş bilgi isteyenler mezkûr eseri, hiç olmazsa Osmanlıca
teksir Zülfikar kitabında yer alan onun kısaca fihristesini bulup okumalarını tavsiye ederiz.
İkinci Nokta'nın bir hâtimesi:
Bu hâtimede Rumuzat-ı Semaniye dışında kalan bazı Nur Risalelerinde yer almış bir kısım âyât ve
ehadîs-i şerifelerin Cifir ve Ebced hesabıyla gösterdikleri ilginç bazı tarihî hâdiselerden söz edeceğiz.
Yani, yine Hazret-i Üstad Bediüzzaman'ın âyet ve hadîslerdeki ilmî tahkikatından örnekler göstereceğiz.
Birinci Âyet: ... Sûresinin âyetlerin acib ve garib işaretleri:
«Aziz Kardeşlerim,
Teşrin-i sâni otuzuncu gün, bin üçyüz ellisekizde (1942), Karadağ (*) başına çıkıyordum. "İnsanların,
hususan Müslümanların bu teselsül eden helâketleri ve hasaretleri ne vakitten başladı, ne vakte kadar
devam eder?" hatıra geldi. Birden, her müşkilimi halleden Kur'an-ı Mu'ciz-ül Beyan, Sûre-i Ve'l-Asrı'yı
karşıma çıkardı. Dedi: "Bak!". Baktım. Her asra hitab ettiği gibi, bu asrımıza daha ziyade bakan
âyetindeki (şedde ve tenvin sayılır) makam-ı cifrîsi bin üçyüz yirmidört (1324) edip (1908), hürriyet
inkılâbıyla başlıyan tebeddül-ü saltanat ve Balkan ve İtalyan Harbleri ve Birinci Harb-i Umumî
mağlûbiyetleri ve dehşetli muâhedeleri ve şeair-i İslâmiyenin sarsılmaları ve bu mekleketin zelzelerin ve
yangınları ve İkinci Harb-i Umumînin zemin yüzünde fırtınaları gibi, semavî ve arzî musibetlerle hasaret-i
insaniye ile âyetinin bu asra dahi bir hakikatı, maddeten aynı tarihiyle gösterip, bir lem'a-i i'cazını
gösteriyor.
(âhirdeki "te", "he" sayılır, şedde sayılır ise) makam-ı cifrîsi bin üçyüz ellisekiz ve dokuz olan bu
senenin ve gelecek senenin aynı tarihini göstermekle, o hasaretlerden bâhusus mânevi hasaretlerden
kurtulmanın çare-i yegânesi, iman ve a'mâl-i sâliha olduğu gibi ve mefhum-u muhalifiyle, o hasaretin de
sebeb-i yegânesi küfür ve küfran, şükürsüzlük yani imansızlık, fısk ve sefahet olduğunu gösterdi. Sûre-i
Vel-Asrı'nın azametini ve kudsiyetini ve kısalığıyla beraber gayet geniş ve uzun hakaikın hazinesi
olduğunu tasdik ederek, Cenab-ı Hakk'a şükrettik.
Ses Yok