Kudsi Kaynaklar | Kudsi Kaynaklar | 433
(1-445)
Birinci Nokta: Ebced ve Cifir şümûlünde bulunan tevafukun keyfiyetiyle ve ayrıca da harflerin Ebcedî
değerleriyle keşfedilen sırları vasıtasıyla Kur'an'ın i'cazını nasıl gösterip hizmet ettiğini gösteren
Bediüzzaman'ın tahkikatından bazı nümûnelerdir.
1- Kur'an'ın bütün sahifeleri yan yana dizildiğini farzetsek; yani, ber-kenar ta'bir edilen ve sahifelerin
sonunda âyetlerin tamamlandığı mushafların mevcud sahifeleri yan yana gelmiş kabul etsek ki; meselâ,
Kur'an altıyüz sahife ise, herbir sahifenin eni onbeş santim olsa, doksan metreye yakın bir mesafe tutar.
İşte bütün Kur'an'da "Kur'an" kelimeleri altmışdokuz adet olup, eğer Kur'an'ın bütün sahifeleri bir tek
sahife kabul edilse, İsra' ve Kamer Sûreleri merkez olmak üzere altı silsile hâlinde birbirine çok açık
şekilde bakmakta olduklarının keşfedilmesidir. Şimdi bu mevzuda sözü Hazret-i Üstad'a bırakıyoruz:
«...Kur'andaki "Kur'an" kelimesinde, pek çok sırlarından bir sırrı şudur ki, lâtif bir tevafuktur ki;
Kur'an'daki "Kur'an" tevafukatı Mu'cize-i Mi'raca işaret eden Sûre-i İsra'da ve Şakk-ı Kamer'i beyan eden
Sûre-i Kamer'de o silsile-i tevafukatın arkasından dört silsilenin esaslarını buldum. Resul-i Ekrem'in en
büyük mu'cizesi Kur'an ve Mi'rac ve Şakk-ı Kamer olduğundan Mi'rac ve Şakk-ı Kamer ortasında sırr-ı
cilve-i i'cazı lafz-ı Kur'an ile bana ihsas eyledi. O üç mu'cize-i azîme birbirine merbut olduğunu bir hatıra
verdi.
Kur'an'da altmışdokuz "Kur'an" kelimesini gördük. Altmışyedisi tam ve manidar tevafuktadır. İkisi
Sûre-i Kıyamette, iki "Kur'an" lafzı, kıraat mânasında olduğundan tevafuka girmemiştir.» (Elyazma
Rumuzat-ı Semaniye sh: 55)
Hazret-i Üstad bu bahsin devamında, Kur'an'da "Kur'an" lafzının bulunduğu sahifelerin numaralarını
vererek davasını ispat ediyor.
"Kur'an" kelimesinden sonra "Resul" lafzının tevafuku hakkında da, "Kur'an" lafzı gibi, yine bütün
Kur'an sahifeleri bir tek sahife hâlinde nazara alınmak şartıyla acib bir sırrın tezahürünü şöyle ifade
ediyor:
«Kur'an-ı Hakîm'de "Lafz-ı Resul"ün zikir ve tekrarındaki esrarın bir ikisine işaret eder, şöyle ki:
Nasıl ki, Kur'an'da, lafz-ı Kur'an Sûre-i İsra' ile Sûre-i Kamer'den başlayan silsile-i tevafuk, Birinci
Nükte'de beyan edildiği vechile, bir lem'a-i i'caziyeyi gösteriyor. Öyle de lafz-ı Resul, Sûre-i Muhammed
ve Sûre-i Fetih'de
dan o kelime ile bize ihtar edilen altı silsile-i tevafuk çok mânidar bir sûrette, bir sahife-i vâhide
hükmünde mecmu-u Kur'an'da o altı silsile uzanmış birbirine bakıyor...
... Resul-i Ekrem'in (A.S.M.) ferman ve bürhan-ı risaleti olan Kur'an-ı Mu'ciz-ül Beyan'da lafz-ı Resul tekrarında ve o lafzı tekrar eden âyetlerde mu'cizane, sûrî ve manevî tevafukat var. Lafız birbirine baktığı gibi, âyetler birbirini o kadar kuvvetli ispat eder ve tekmil eder;
dikkat eden kat'iyyen anlar ki; tesadüf işi olmadığı gibi, fikr-i beşerin düşünüşü de olamaz.» (Elyazma
Rumuzat-ı Semaniye sh: 60) dedikten sonra, Kur'an'da mevcud "Resul" kelimesinin yüz altmış adedinin
sekiz tane silsileler halinde birbirlerine baktığını ve tevafuk ettiğini gösteriyor. Yalnız "Kur'an" lafzında
olduğu gibi, "Resul" kelimesin de nâdir bazıları silsile hârici kaldığını, o ise bu sekiz silsilenin merkezleri
olan Muhammed Sûresiyle Fetih Sûresine hasredildiğinden, silsile hârici kalanların başka bir sırrı
olabileceğini kaydetmiştir.
Tevafukun başka bir çeşidi Kur'an'da "Lafza-i Celâl" ile umum Kur'an âyetleri ve sûreleri i'tibariyle âyetlerinin birbirlerine bakar bir durumları olduğu Hazret-i Üstad, yine bu tevafukun dürbünüyle keşfetmiş. Rumuzat-ı Semaniye'de bu mevzuu şöyle yazmıştır.
«Lafzullah, mecmu-u Kur'an'da 2806 def'a zikredilmiştir. "Bismillah" dakilerle beraber Lafz-ı Rahman
159, Lafz-ı Rahim 220, Lafz-ı Gafûr 61, Lafz-ı Rab 864, Lafz-ı Hakîm 86, Lafz-ı Âlim 136, Lafz-ı Kadir
21, "Lailahe İllahu"daki "Hu" 26 def'a zikredilmiştir.
Lafzullah'ın adedinde çok esrar ve nükteler var. Ezcümle: Lafzullah ve Rab'den sonra en ziyade
zikredilen Rahman, Rahîm, Gafûr ve Hakîm ile beraber, Lafzullah'ın adetleri Kur'an âyetlerinin nıfsıdır.
Hem Lafzullah ve Allah lafzı yerinde zikredilen Lafz-ı Rab ile beraber yeni nıfsıdır. Çendan Rab lafzı 864
defa tekrar edilmiş. Fakat dikkat edilse, 500 küsûrü Allah lafzı yerinde zikredilmiş, 200 küsûru öyle
değildir. Hem Allah, Rahman, Rahîm, Alîm ve Lailahe İllahu'daki "Hu" adediyle beraber yine nısıfdır.
Fark yalnız dörttür. Ve "Hu" yerinde Kadir ile beraber yine mecmu-u âyâtın nısfıdır (*). Fark dokuzdur.»
(Elyazma Rumuzat-ı Semaniye sh: 83)
Sûreler itibariyle Kur'an âyetlerinin tevafuku
«...Sûreler itibariyledir. Onun dahi çok nükteleri var. Bir intizam, bir kasd, bir iradeyi gösterir bir
tarzda tevafukatı vardır. Sûre-i Bakara, âyetlerinin adediyle Lafza-i Celâl adedi birdir. Fark dörttür ki
"Allah" lafzı yerinde, dört "Hu" lafzı vardır. Meselâ "Lailahe İllahu" daki "Hu" gibi onunla muvafakat
tamam olur.
Âl-i İmran'da, yine âyâtıyla lafz-ı Celâl tevafuktadır. Müsavidirler. Yalnız Sûre-i Nisa', Maide, En'am üçünün mecmu-u âyetleri, mecmu'daki lafz-ı Celâlinin adedine
tevafuktadır. Âyetlerin adedi 464, Lafza-i Celâl'in adedi 461... "Bismillah"daki Lafzullah ile beraber tam
tevafuktadır.
_____________________________________________
(*) Kur'an âyetlerini 6666 olarak kabul eden mesleğe göre bu hesab yapılmıştır... (A.B.)
Lafza-i Celal 309'dur, âyet 300'dür. Fark 9'dur. Böyle meziyat-ı kelâmiyede ve Belâgat nüktelerinde küçük
farklar zarar vermez, takribî tevafukat kâfidir.
Ses Yok