Kudsi Kaynaklar | Kudsi Kaynaklar | 430
(1-445)
BİRİNCİ BÖLÜM: Cifir ve Ebced ilminin Üstad Bediüzzaman Hazretleri tarafından nasıl telâkkî
edildiğini gösteren mezkûr Nur Risalelerinden bazı parçalar şöyledir:
Birinci Şua, İşârat-ı Kur'aniye Risalesi'nden:
«Beşinci Nokta: Bu hesab-ı Ebcedî, makbul ve umumî bir düstur-u ilmî ve bir kanun-u ebedî olduğuna
deliller pek çoktur. Burada yalnız dört-beş tanesini nümûne için beyan edeceğiz:
Birincisi: Bir zaman Benî-İsrail âlimlerinden bir kısmı huzur-u Peygamberî'de sûrelerin başlarındaki
gibi mukattaat-ı hurufiyeyi işittikleri vakit, hesab-ı cifrî ile dediler: "Yâ Muhammed! Senin ümmetinin
müddeti azdır." Onlara mukabil dedi: "Az değil!" Sair sûrelerin başlarındaki mukattaatı okudu ve ferman etti: "Daha var." Onlar sustular. (*)
İkincisi: Hazret-i Ali Radıyallahü Anh'ın en meşhur Kaside-i Celcelûtiyesi, baştan nihayete kadar bir
nevi hesab-ı Ebcedî ve Cifir ile te'lif edilmiş ve öyle de matbaalarda basılmış.
Üçüncüsü: Ca'fer-i Sâdık Radıyallahü Anh ve Muhyiddin-i Arabî (R.A.) gibi esrar-ı gaybiye ile
uğraşan zâtlar ve esrar-ı huruf ilmine çalışanlar, bu hesab-ı Ebcedîyi gaybî bir düstur ve bir anahtar kabul
etmişler.
Dördüncüsü: Yüksek edibler bu hesabı, edebî bir kanun-u letâfet kabul edip, eski zamandan beri onu
isti'mal etmişler. Hattâ letâfetin hatırı için, iradî ve sun'î ve taklidî olmamak lâzım gelirken, sun'î ve kasdî
bir sûrette o gaybî anahtarın taklidini yapıyorlar.
Beşincisi: Ulûm-u riyaziye ülemasının münasebet-i adediye içinde en lâtif düsturları ve avamca hârika
görünen kanunları, bu hesab-ı tevafukînin cinsindendirler. Hattâ fıtrat-ı eşyada Fâtır-ı Hakîm bu tevafuk-u
hesabîyi bir düstur-ı nizam ve bir kanun-u nizam ve bir kanun-u vahdet ve insicam ve bir medar-ı tenasüb
ve ittifak ve bir nâmus-u hüsün ve ittisak yapmış.
Meselâ; nasılki iki elin ve iki ayağın parmakları, a'sabları, kemikleri, hattâ hüceyratları, mesamatları
hesabca birbirine tevafuk ederler. (**) Öyle de; bu ağaç, bu baharda ve geçen bahardaki çiçek, yaprak,
meyvece tevafuk ettiği gibi, bu baharda dahi az bir farkla geçen bahara tevafuk ve istikbal baharları dahi
mazi baharlarına ihtiyar ve irade-i İlahiyeyi gösteren sırlı ve az farkla muvafakatları, Sâni-i Hakîm-i
Zülcemâl'in vahdetini gösteren kuvvetli bir şâhid-i vahdaniyettir.
İşte madem bu tevafuk-u Cifrî ve Ebcedî, bir kanun-u ilmî ve bir düstur-u riyazî ve bir nâmus-u fıtrî ve
bir usûl-ü edebî ve bir anahtar-ı gaybî oluyor. Elbette menba-ı ulûm ve maden-i esrar ve fıtratın tercüman
ı âyât-ı tekviniyesi ve edebiyatın mucize-i kübrası ve lisan-ül gayb olan Kur'an-ı Mu'ciz-ül Beyan, o
kanun-u tevafukîyi işârâtında istihdam, isti'mal etmesi' i'cazının muktezasıdır.» (Şuâlar sh: 712)
İşte görüldüğü üzere, Cifir ve Ebced ilmi, Üstad Bediüzzaman tarafından ifade edilen telâkkî tarzında
çok büyük ve mühim hususlar vardır. Yani, bu hesab ve kitap ve tevafukî rakamlar kâinatın nizam ve
intizamında da cereyan ediyorlar. Öyle ise, kâinatı tefsir eden Kur'an, elbette Cifir ve Ebcedi ve hurufatın
esrarını dahi kendi ilmi içerisinde saklaması ve ona müraat etmesi, i'cazın lâzımı olan bir keyfiyettir. Nitekim bunda istihrac ve tevafukların varlıkları da bunu gösteriyor.
Bunlarla beraber görüldüğü vechile, Bediüzzaman Hazretleri daha çok yüce ve âlî makamdan konuşuyor.
O makamı bilmeyen ve varlığını hissetmiyen zâhirperestler, Hazret-i Üstad'ın ne dediğini anlamaz, idrak
edemezler. Öyle ise, bu noktada Hazret-i Üstad'a karşı vaki' olmuş olan itirazların beyhude, boş ve
mânasız olmaları yanında, o muterizlerin kaidesiyle itirazları bir derece medar-ı özür olan
cehaletleridir.
Yine tevaffuk cihetiyle, yani birbirine uygun gelme durumuyla Cifir ve Ebced'in Üstad tarafından
başka tarz bir tarifi:_____________________________________
(*) Az yukarıda, bu hadîs ve hâdisenin me'hazleri ve keyfiyeti yazıldı. (A.Badıllı)
(**) Hazret-i Üstad'ın şu hükmü, bir hadîs-i şerifin meâl ve işaretlerine dayanır ki, o hadîs üst
taraflarda me'hazleriyle beraber kaydedilmiştir. (A.Badıllı)
Ses Yok