Kudsi Kaynaklar | Kudsi Kaynaklar | 427
(1-445)
CİFİR VE EBCED'İN UMUMİ BAZI KAİDELERİ
Hazret-i Ali'den ve Ca'fer-i Sâdık'tan nakledilmiş olan Cifir ve Ebced ilminin umumî bazı kaideleri ve
onu kullanma yol ve kanunları hakkında "El-Cefr-ül Câmi' Ven-Nur-ul Lâmi" - İmam-ı Ali" eserinden ve
bu arada Şeyh Ahmed El-Bûnî'nin "Şems-ül Maarif-ül Kübra" kitabından bazı bölümleri tercüme ederek
kaydetmek istiyoruz. Kaydedeceğimiz kaide ve kanunlar, sadece ... sırasına göre harflerin değerleriyle
yapılan hesabdan ibaret değildir. Belki daha geniş ve küllî başka bazı husususlara da şâmildir.
"El-Cefr-ül Cami' Ven-Nur-ul Lami" kitabından:
«... Hazret-i Ali (R.A.) bir gün Kûfe'de, minber üstünde halka hitab etti. Bir çok esrar ve hikmetlerden
bahsetti. Suveyd bin Esved El-Hilalî ayağa kalkarak dedi ki: "Ey Mü'minlerin Emiri! Bizler senin
söylediklerini tamam anlayamayız. Yine ancak sen kendi söylediklerine daha çok âlimsin."
Bu sualden sonra, İmam-ı Ali ona dönerek sertçe cevab verdi ve dedi: "Evet ben Aliyy-ül Murtaza'yım.
Benim yanımda büyük denizler kadar ilim vardır. Amma siz beni kaybetmeden önce benden sual ediniz."»
(El-Cefr-ül Cami' sh: 27)
Yine İmam-ı Ali'nin aynı eserinden:
"Bu hususun sırrı, nuranî ve zulmanî olarak iki kısma ayrılır. Nuraniyet ise, sürûr ve neş'elerin
başlangıcıdır ki:
dır. Zulmaniyet ise, ondört harftir: dır." demiş. Ve:
"Şu ondört harf ise, ulvî ve suflî olarak iki kısma ayrılırlar. Ulvî olanları yedidir ki bunlardır:
Süflî olan harflerin hiçbirisi Fatiha Sûresi'nde bulunmaktadır... ilh." (Aynı eser sh: 40)
Mısır baskılı "El-Cefr-ül Cami' Ven-Nur-ul Lami" kitabından bazı bölümler:
"El-Cefr-ül Cami' Ven-Nur-ul Lami"in özü hakkında kısaca bir tarif: "Bu mes'elenin esası, yirmisekiz
babı içine almaktadır. Her bab da yirmisekiz sahifedir. Her sahife yirmisekiz satırdır. Her satır dahi
yirmisekiz beyttir. Her bir beyt ise, dört tane Ebcedî, yahud da Hecaî harfleri vardır. Bütün bu harflerde,
birbirine uygun hendesî san'atlardan mürekkeb dört tane durumu vardır. Bu harflerin birbiriyle olan
münasebetleri, aynen babların sahifelerle olan münasebetleri gibidir. Meselâ yirmisekiz tane bablarının
herbirisi, sahifelere karşı münasebetleri, babların bir dörtgenlik durumunu gösterir. O ise, yirmisekiz ile
çarpımı neticesi yediyüz seksendördü bildirir. Bu da satırlarla çarpılması neticesi, 21952'yi netice verir.
Bunun da beytlerle çarpımıyla, 614656 eder... ilh."
Ve daha garib bir tarzda izahlar yaparak devam eder, gider. Biz bunlardan bir çok yerleri tercüme
ederek buraya alabilirdik. Lâkin anlaşılması zor işlerdir. Anlaşılsa da, müşkil işlerden olduğu ve bir çok
kimseler için faide vermeyeceği için buraya yazmaktan sarf-ı nazar eyledik.
Yukarıda bir-iki nümûneyi o kitaplardan vermekten maksadımız; Cifir ve Ebcedin varlığı ve kökü
Hazret-i Ali'ye ve hattâ Resulullah'a dayandığı ve onun umumiyeti itibariyle geniş ve derin bir iş ve bir
husus olduğu hakkında kısaca mâlumat vermek içindir. Yoksa burada o ilmi ders vermek için değildir.
Buraya kaydettiğimiz nümûnenin bazı bölümleri, aynı zamanda Şeyh Ahmed El-Bûnî'nin Şems-ül
Maarif-il Kübra Eseri sh: 335 ve 363'de de vardır. Hususî mâlumat isteyenler bu eserlere müracaat
edebilirler. Bunların dışında Şeyh Muhyiddin-i Arabî'nin eserleri, ilm-i esrar-ı huruf noktasında en geniş
mâlumatı içine alan eserlerdir. Amma bu zamanda onları anlayacak kimseler yoktur. Varsa da çok azdır.
BEDİÜZZAMAN VE CİFİR İLMİ
Cifir ve Ebced hususunda yapılan bu küçük araştırmamızın asıl sebebi, Üstad Bediüzzaman Said-i
Nursî Hazretlerinin eserleri olan Risale-i Nur'ların az bazılarında Cifir ve Ebced hesablarıyla yapılmış
hususî ve mahrem bazı mühim istihracların doğruluklarını ispattır. Yani, Bediüzzaman'dan önce de başta
İmam-ı Ali ve Ca'fer-i Sâdık ve Muhyiddin-i Arabî gibi daha birçok büyük İslâm âlimlerinin de Cifir ve
Ebcedle uğraşmış olduklarını me'hazlere dayanarak ispatlamaktadır.
Bu durumda elbette sebebin kendisinden de bir nebze bahsetmek vâcib olmuş oluyor. Çünki
Bediüzzaman Hazretleri, Cifir ve Ebcedin en hâlis ve en sâfi ve en pürüzsüz kısmını ele almış, en kudsî ve
en şirin ve en câzibedar bir mes'elede isti'mal etmiştir. İşte o mes'ele ise, başta Kur'an'ın i'cazı olmak
üzere, iman hizmeti ve Kur'an Nurları olan Nur Risalelerine ehl-i imanın nazar-ı dikkatlerini celbetme
gaye ve niyetidir. Bu gaye ve niyetle Kur'an'ın âyetlerinde ve Hazret-i Ali'nin Celcelûtiye ve Ercüze
Kasidelerinde ve Gavs-ı A'zam olan Şeyh-i Geylanî'nin bazı kasidelerinde, bini mütecaviz işaretler, îmalar
ve remizlerle; ve bütün bunların toplamı neticesi, âdeta kuvvetli hüccet ve deliller ile Nur Risalelerinin
makbuliyetini, müstakimliğini ve hak ve doğru olduklarını sarahat derecesinde bildirdiklerini bulmuş ve
kaydetmiştir. Bu gaybî, amma gün yüzüne çıkmış olan işaret ve remizlere, hattâ bir cihetle sarih
delâletlere; ülema namı altındaki asrî bazı şahıslar ilişmek istemişlerse de, lâzım gelen tokmak gibi
cevablarını da almışlardır.
Ses Yok