Kudsi Kaynaklar | Kudsi Kaynaklar | 428
(1-445)
Risale-i Nur'da bulunan Cifir ve Ebced hesablarıyla istihrac edilmiş hâdiselerin yüzde doksan dokuz
nisbetiyle geçmiş zamana ait şeylerdir. Geleceğe aid işlerden çok nâdir olarak söz edilmiştir. Bu şâz ve
nâdir olan istikbalî hâdiseleri kaydettiğinde de; çok kuvvetli bir işaret ve emare bulduğu vakit, fazla izah
ve açıklamaya girmeden, ya sükût ile geçmiş, ya da bir iki kelimeyle geçiştirmiştir. Çünki ileriye ait
işlerde -gayb perdesinde olduğu için- edep ve ihtiramın lüzumluluğunu bilmiş, öyle tavır almıştır.
Amma geçmişe aid işlerde ve vuku' bulmuş göz önündeki hâdiselerde ise; onlara dair bulduğu
işaretlerde mümkün mertebe izahlıca ve makamın ve hâlin iktizalarını göz önünde bulundurarak ele almış ve isbat etmiştir.
Evet, Cifir ilmi erbabından, bilhassa Risale-i Nur'dan öğrendiğimiz kadarıyla Ebced ve Cifir ilminde
sadece tarihleri bulmak, yahud birbirine muvafık rakamları keşfetmeye münhasır değildir. Bu ilimde en
mühim ve en büyük meharet, belki hâs bir lûtf-u İlâhî olarak en büyük meleke ve rüsûh ise; keşfolunan
mütevafık rakamların hâdiselere bir çok yönüyle muvafık geldiğini tatbikini yapmaktır. Yani sayı
münasebetleri olduğu gibi, tatbik edilen hâdisenin veya şahsın her cihetle, keşf olunmuş o istihraca
muvafık olduğunu göstermektedir. İşte bu ilme: "Hikmet İlmi" ya da "İlm-i Te'vil" denilir ki, çok ender
zâtlarda bulunabilir.
Risale-i Nur'daki Cifir ve Ebced hâdiselerini görüp tetkik eden kimseler bilebilir ki; Üstad Hazretleri
mezkûr hikmet ve te'vil ilmine a'zamî derecede mazhardır. Çünki görülmektedir ki; gizli ve hususî olan bu
ilmin anahtarlarıyla keşfetmiş olduğu istihracları, adet ve rakam münasebetlerini birbirine tatbik etmesi
yanında, (makamın muktezası, hâlin icabı ve hâdisenin ona mânevî muvafakatı) gibi en mühim hususları
da aklen ve mantıkan öyle ispat eder ki; hafî ve hususî bir ilim olduğu halde, âdeta onu aklî ve mantıkî ve
âşikâr bir ilim hâline getirmiştir. Elbette bu noktalar kadirşinâs ve ilim erbabı yanında çok büyük bir
kemâl ve rüsûh alâmetleridir.
Arzetmeye çalıştığım hususlar için Risale-i Nur'dan bir-iki örnek vermek istiyorum. İşte "Birinci Şua
İşârât-ı Kur'aniye" adıyla meşhur risaleden şu:
«Hem cümlesi; tâ-i evvel "te", ikinci "te" ise vakıf yeri olduğundan (he) olmak ve deki tenvin
(nun) sayılmak cihetiyle binüçyüz onbir eder ki, o tarihte Resail-in Nur müellifi Risalet-ün Nur'un
mübarek şecere-i kudsiyesi olan Kur'an'ın basamakları olan ulûm-u Arabiye'yi tedrise başladığı aynı tarihe tam tamına tevafuk ederek remzen bakar... Bu âyetin nev'inden mu'cizâne hem elektriğe, hem Risale-in Nur'a işaret ettiği gibi, ikisinin zuhurlarına ve zaman-ı zuhurlarından sonraki tekemmül zamanlarına ve hilâf-ı âdet vaziyetlerini çok güzel gösteriyor.
Meselâ, cümlesi der: "Nasılki elektriğin kıymettar metaı, ne şarktan ne de garbdan celbedilmiş bir
mal değildir. Belki yukarıda, cevv-i havada rahmet hazinesinden, semavat tarafandan iniyor. Her yerin
malıdır. Başka yerden aramağa lüzum yoktur" der. Öyle de manevi bir elektrik olan Resail-in Nur dahi ne şarkın malûmatından, ulûmundan ve ne de garbın felsefe ve
fünûnundan gelmiş bir mal ve onlardan iktibas edilmiş bir nur değildir. Belki semavî olan Kur'an'ın, şark
ve garbın fevkındeki yüksek mertebe-i arşîsinden iktibas edilmiştir.» (Şuâlar sh: 689)
İşte görüldüğü gibi, Üstad Bediüzzaman Hazretleri, Kur'an'ın manevî mu'cizeliğinin işaret ve remizler
cihetiyle ispatını yaptığı aynı tahlilinde, Cifir ve Ebcedin adedî değerleri hesabıyla âyetin işaretini gayet
üstadâne ve mahirâne tatbik ettiği gibi; elektriğin ve Risale-i Nur'un mahiyetlerini de beraber nazara
vermesi yanında, manevî münasebetlerini ve onlar Kur'an'ın o işaretlerine lâyık olduklarını; yani, manevî
makam iktizasını beraberce ispatlayıp ortaya koyuyor. İşte, buna "İlm-i Hikmet ve İlm-i Te'vil" denilir.
Nur âyetinin on vecihle elektriğe ve Risale-i Nur'a işaretlerinin uzun beyanlarından ve bir çok
hâdiselere o âyetin cümle ve kelimelerinin mutabakatlarından sadece bir bölümünü aldığımız bu tahlil ve
makam iktizası ve münasebetlerin beraberce yapılan bu tatbikte, elbette anlamak şartıyla, büyük bir
hikmet ve te'vil ilmine mazhariyetin işaretleri görülmektedir.
Başka bir örnek:
« Şu âyet-i meşhurenin küllî mânasının bu zamanda zâhir bir mâsadaki Risalet-ün Nur'un
dokuzyüz doksansekiz adedine tam tamına tevafukla, münasebet-i maneviyeye binaen remzen ona bakar.
Ve bu remzi lâtifleştiren ve kuvvet veren münasebetlerin birisi şudur ki: Risalet-ün Nur'un eczaları Sözler
namıyla iştihar etmişler. Sözler ise Arabca "kelimat"tır ve o kelimat ile Kur'an'ın hakaikını o derece
mahz-ı hak ve ayn-ı hakikat olduğunu isbat etmiş ki, bu zamanın dinsiz feylesoflarını tam susturuyor.»
(Şuâlar sh: 699)
Başka bir örnek: Âyetlerin Cifir ve Ebced hesabıyla istihracı yapılmış bir hususu arzetmek değil, belki
ilm-i hikmet ve ilm-i te'vil noktasından o gibi istihracların hâdiseye veya zamana veya bazı şahıslara
tatbikini yapan ilimden bahistir. Onun için onu buraya bir güzel nümûne olmak üzere kaydediyoruz:
«İkinci bir ihtar: Tevafukla işaretler eğer münasebat-ı maneviyeye istinad etmezse, ehemmiyet azdır.
nisbetiyle geçmiş zamana ait şeylerdir. Geleceğe aid işlerden çok nâdir olarak söz edilmiştir. Bu şâz ve
nâdir olan istikbalî hâdiseleri kaydettiğinde de; çok kuvvetli bir işaret ve emare bulduğu vakit, fazla izah
ve açıklamaya girmeden, ya sükût ile geçmiş, ya da bir iki kelimeyle geçiştirmiştir. Çünki ileriye ait
işlerde -gayb perdesinde olduğu için- edep ve ihtiramın lüzumluluğunu bilmiş, öyle tavır almıştır.
Amma geçmişe aid işlerde ve vuku' bulmuş göz önündeki hâdiselerde ise; onlara dair bulduğu
işaretlerde mümkün mertebe izahlıca ve makamın ve hâlin iktizalarını göz önünde bulundurarak ele almış ve isbat etmiştir.
Evet, Cifir ilmi erbabından, bilhassa Risale-i Nur'dan öğrendiğimiz kadarıyla Ebced ve Cifir ilminde
sadece tarihleri bulmak, yahud birbirine muvafık rakamları keşfetmeye münhasır değildir. Bu ilimde en
mühim ve en büyük meharet, belki hâs bir lûtf-u İlâhî olarak en büyük meleke ve rüsûh ise; keşfolunan
mütevafık rakamların hâdiselere bir çok yönüyle muvafık geldiğini tatbikini yapmaktır. Yani sayı
münasebetleri olduğu gibi, tatbik edilen hâdisenin veya şahsın her cihetle, keşf olunmuş o istihraca
muvafık olduğunu göstermektedir. İşte bu ilme: "Hikmet İlmi" ya da "İlm-i Te'vil" denilir ki, çok ender
zâtlarda bulunabilir.
Risale-i Nur'daki Cifir ve Ebced hâdiselerini görüp tetkik eden kimseler bilebilir ki; Üstad Hazretleri
mezkûr hikmet ve te'vil ilmine a'zamî derecede mazhardır. Çünki görülmektedir ki; gizli ve hususî olan bu
ilmin anahtarlarıyla keşfetmiş olduğu istihracları, adet ve rakam münasebetlerini birbirine tatbik etmesi
yanında, (makamın muktezası, hâlin icabı ve hâdisenin ona mânevî muvafakatı) gibi en mühim hususları
da aklen ve mantıkan öyle ispat eder ki; hafî ve hususî bir ilim olduğu halde, âdeta onu aklî ve mantıkî ve
âşikâr bir ilim hâline getirmiştir. Elbette bu noktalar kadirşinâs ve ilim erbabı yanında çok büyük bir
kemâl ve rüsûh alâmetleridir.
Arzetmeye çalıştığım hususlar için Risale-i Nur'dan bir-iki örnek vermek istiyorum. İşte "Birinci Şua
İşârât-ı Kur'aniye" adıyla meşhur risaleden şu:
«Hem cümlesi; tâ-i evvel "te", ikinci "te" ise vakıf yeri olduğundan (he) olmak ve deki tenvin
(nun) sayılmak cihetiyle binüçyüz onbir eder ki, o tarihte Resail-in Nur müellifi Risalet-ün Nur'un
mübarek şecere-i kudsiyesi olan Kur'an'ın basamakları olan ulûm-u Arabiye'yi tedrise başladığı aynı tarihe tam tamına tevafuk ederek remzen bakar... Bu âyetin nev'inden mu'cizâne hem elektriğe, hem Risale-in Nur'a işaret ettiği gibi, ikisinin zuhurlarına ve zaman-ı zuhurlarından sonraki tekemmül zamanlarına ve hilâf-ı âdet vaziyetlerini çok güzel gösteriyor.
Meselâ, cümlesi der: "Nasılki elektriğin kıymettar metaı, ne şarktan ne de garbdan celbedilmiş bir
mal değildir. Belki yukarıda, cevv-i havada rahmet hazinesinden, semavat tarafandan iniyor. Her yerin
malıdır. Başka yerden aramağa lüzum yoktur" der. Öyle de manevi bir elektrik olan Resail-in Nur dahi ne şarkın malûmatından, ulûmundan ve ne de garbın felsefe ve
fünûnundan gelmiş bir mal ve onlardan iktibas edilmiş bir nur değildir. Belki semavî olan Kur'an'ın, şark
ve garbın fevkındeki yüksek mertebe-i arşîsinden iktibas edilmiştir.» (Şuâlar sh: 689)
İşte görüldüğü gibi, Üstad Bediüzzaman Hazretleri, Kur'an'ın manevî mu'cizeliğinin işaret ve remizler
cihetiyle ispatını yaptığı aynı tahlilinde, Cifir ve Ebcedin adedî değerleri hesabıyla âyetin işaretini gayet
üstadâne ve mahirâne tatbik ettiği gibi; elektriğin ve Risale-i Nur'un mahiyetlerini de beraber nazara
vermesi yanında, manevî münasebetlerini ve onlar Kur'an'ın o işaretlerine lâyık olduklarını; yani, manevî
makam iktizasını beraberce ispatlayıp ortaya koyuyor. İşte, buna "İlm-i Hikmet ve İlm-i Te'vil" denilir.
Nur âyetinin on vecihle elektriğe ve Risale-i Nur'a işaretlerinin uzun beyanlarından ve bir çok
hâdiselere o âyetin cümle ve kelimelerinin mutabakatlarından sadece bir bölümünü aldığımız bu tahlil ve
makam iktizası ve münasebetlerin beraberce yapılan bu tatbikte, elbette anlamak şartıyla, büyük bir
hikmet ve te'vil ilmine mazhariyetin işaretleri görülmektedir.
Başka bir örnek:
« Şu âyet-i meşhurenin küllî mânasının bu zamanda zâhir bir mâsadaki Risalet-ün Nur'un
dokuzyüz doksansekiz adedine tam tamına tevafukla, münasebet-i maneviyeye binaen remzen ona bakar.
Ve bu remzi lâtifleştiren ve kuvvet veren münasebetlerin birisi şudur ki: Risalet-ün Nur'un eczaları Sözler
namıyla iştihar etmişler. Sözler ise Arabca "kelimat"tır ve o kelimat ile Kur'an'ın hakaikını o derece
mahz-ı hak ve ayn-ı hakikat olduğunu isbat etmiş ki, bu zamanın dinsiz feylesoflarını tam susturuyor.»
(Şuâlar sh: 699)
Başka bir örnek: Âyetlerin Cifir ve Ebced hesabıyla istihracı yapılmış bir hususu arzetmek değil, belki
ilm-i hikmet ve ilm-i te'vil noktasından o gibi istihracların hâdiseye veya zamana veya bazı şahıslara
tatbikini yapan ilimden bahistir. Onun için onu buraya bir güzel nümûne olmak üzere kaydediyoruz:
«İkinci bir ihtar: Tevafukla işaretler eğer münasebat-ı maneviyeye istinad etmezse, ehemmiyet azdır.
Ses Yok
English
العربية
Pyccĸий
français
Deutsch
Español
italiano
中文
日本語
Қазақ
Кыргыз
o'zbek
azərbaycan
Türkmence
فارسى