Kudsi Kaynaklar | Kudsi Kaynaklar | 432
(1-445)
Vahdet-i mes'ele cihetiyle o işaretler
birbirine kuvvet verir. Bazı işârâtı zaif görmekle onu inkâr etmek, insafa ve hakperestliğe muvafık
olamaz. İnkâr eden ma'zur olamaz. Hususan lüzumsuz ve zararlı ve müfritane bir gıybet olsa, bu zamanda
ehl-i ilim ortasında ehl-i hakikatı ağlattıracak bir hâdise-i elîmedir.» (Sikke-i Tasdik-i Gaybî sh: 61-62)
Gayet acib bir işaret: Adı geçen şeyhin, Üstad Bediüzzaman'ı çok yersiz ve haksız ve yanlış olarak
gıybet ettiği günlerde, o büyük gıybet hâdisesine ve hattâ gıybet eden şeyhin ismine işaret bulunduğu da,
âyetin kelimesinde mevcudiyetine dair Kur'an'ın mu'cizâne işareti görüldü ve kat'iyyen anlaşıldı ki;
Bediüzzaman'a haksız sûrette sataşan ve itiraz eden perişan olur. Hem ilmen ve dînen ona karşı gelinmez,
onunla başa çıkılmaz diye anlaşıldı. İşte o mektubdan bir-iki bölümünü alıyoruz:
«Kardeşlerim!
Kur'an'ın bir tek âyetinin bir tek işareti ihbar-ı gayb nev'inden bir lem'a-i i'caziyeyi tevafuk sûretiyle
gösterdiğini manevî bir ihtar ile gördüm:
Şu âyet-i kerimenin makam-ı cifrîsi şedde ve tenvin sayılmazsa 1351'dir. aslı
olmasından 1361 ederek, bu tarihte umur-u azîmeden bir dehşetli gıybeti şu âyetin mâna-ı işarî
külliyetinde dâhil ediyor.. ve umur-u azîmeden böyle acib bir gıybet aynı tarihte, aynı senede vukua
geldi...
O muhterem ihtiyar zâtı unutmak, belki şahsıma karşı tezyifatını ihtiyarlığına ve çok cihetlerle
mabeynimizdeki uhuvvete hürmeten helâl etmeye karar verdiğim ve biz hizmetkâr olduğumuz Kur'an'a
havale edip bıraktığım hengâmdan, birden ihtiyarım hâricinde, beş vecihle zemmi zemmeden, mu'cizâne
gıybetten altı cihetle zecreden âyeti karşımda kendini gösterip temessül eyledi. Mânen "Bana bak!" dedi.
Ben de baktım, birden tesbihat içinde gördüm ki; 1351'den tâ 1361 tarihini gösterdi. Hâlimize baktım,
perde altında 51'den tâ 61'e kadar Risale-i Nur'un meded beklediği İstanbul âfâkında bir nev'i taarruz
bulunmuş ve 61'de birden patlamasıdır...» (Sikke-i Tasdik sh: 63)
Âyetteki Ebcedî hesabla gösterilen tarih, Hicrî tarihidir. 1361, 1942 karşılığıdır. Denizli ehl-i vukuf
âlimlerinin itirazlarına da aşağı yukarı aynı mahiyette cevablar verdi. Tekrara lüzum olmadığı için, o
cevabları kaydetmekten sarf-ı nazar edildi.
Cifir ve Ebcedin bir anahtar ve bir vesile olup Kur'an'ın esrarının keşif ve istihracına hizmet ettiğini ve
bu durumuyla Hazret-i Üstad'ın bu ilim hakkında kat'î kanaat sahibi olduğunu gösteren bir beyanı:
«Sekizinci: Seyranî'dir. Bu zât, Husrev gibi Nur'a müştak ve dirayetli bir talebem idi. Esrar-ı
Kur'aniyenin bir anahtarı ve ilm-i Cifrin bir miftahı olan tevefukata dair Isparta'daki talebelerin fikirlerini
istimzac ettim. Ondan başkaları kemâl-i şevk ile iştirak ettiler. O zât, başka bir fikirde ve başka bir
merakta bulunduğu için iştirak etmemekle beraber, beni de kat'î bildiğim hakikattan vazgeçirmek istedi,
cidden bana dokunmuş bir mektub yazdı...» (Lem'alar sh: 45)
İKİNCİ KISIM: Ebced ve Cifir ilminin Üstad Bediüzzaman tarafından tatbik edildiği sahalar...
Üst tarafta bir kaç defa temas ettiğimiz ve bazı nümûnelerini kaydettiğimiz gibi, Cifir ve Ebced'in
sahası geniştir. Dal ve budakları çoktur. İmam-ı Ali (R.A.) ve Ca'fer-i Sâdık'tan nakledilmiş, onun usûl ve
kaidelerinde daha başka işler ve çeşitli hususlar da vardır. Amma Hazret-i Üstad Cifir ve Ebced ilmi
şümûlünde olan iki mühim hususu ve bunlardan da, daha çok birisini almıştır ki, o da tevafuktur. İki
husustan ikincisi ise; Cifir ve Ebcedin içinden sadece harflerin değerleri hesabıyla Kur'an'dan ve hadîs-i
şeriflerin ve nihayet Hazret-i İmam-ı Ali (R.A.) ve Gavs-ı Azam Abdülkadir-i Geylanî'nin kasidelerinden
bazı gaybî olan işarî ve remzî hususları istihrac etmesidir.
Bunların tatbik sahaları ise; evvelâ ve en başta Kur'an'ın i'caz ve mu'cizeliğini o sahada da izhar ve
ispat etme ameliyesinde olmuştur. İkinci derecede de; Risale-i Nur'un makbuliyetini ve hizmetinin
büyüklüğünü gösteren gaybî işaretleri, yine mezkûr menba'lardan keşfedip çıkarması olmuştur. Risale-i
Nur'un makbuliyetini, müstakimliğini ve muhkem ve sağlamlığını gaybî yerlerinde ispatlı ve delilli olarak
dava ettiği vecihle şundan ibarettir: Ehl-i imanın istifadesi, imanlarının Risale-i Nur'la kuvvetlenmesi,
şüphe ve vesveselerden kurtulmasıdır. Bunun dışında Hazret-i Üstad'ın hiçbir gaye ve hedefi yoktur ve
olmamıştır. Zira onun hayatı, vaziyeti ve hâli, gün gibi âşikâr meydanıdır.
İşte, biz de bu kısmı iki noktada toparlayıp bâriz nümûnelerini Nur Risalelerinden arzetmeye
çalışacağız.
birbirine kuvvet verir. Bazı işârâtı zaif görmekle onu inkâr etmek, insafa ve hakperestliğe muvafık
olamaz. İnkâr eden ma'zur olamaz. Hususan lüzumsuz ve zararlı ve müfritane bir gıybet olsa, bu zamanda
ehl-i ilim ortasında ehl-i hakikatı ağlattıracak bir hâdise-i elîmedir.» (Sikke-i Tasdik-i Gaybî sh: 61-62)
Gayet acib bir işaret: Adı geçen şeyhin, Üstad Bediüzzaman'ı çok yersiz ve haksız ve yanlış olarak
gıybet ettiği günlerde, o büyük gıybet hâdisesine ve hattâ gıybet eden şeyhin ismine işaret bulunduğu da,
âyetin kelimesinde mevcudiyetine dair Kur'an'ın mu'cizâne işareti görüldü ve kat'iyyen anlaşıldı ki;
Bediüzzaman'a haksız sûrette sataşan ve itiraz eden perişan olur. Hem ilmen ve dînen ona karşı gelinmez,
onunla başa çıkılmaz diye anlaşıldı. İşte o mektubdan bir-iki bölümünü alıyoruz:
«Kardeşlerim!
Kur'an'ın bir tek âyetinin bir tek işareti ihbar-ı gayb nev'inden bir lem'a-i i'caziyeyi tevafuk sûretiyle
gösterdiğini manevî bir ihtar ile gördüm:
Şu âyet-i kerimenin makam-ı cifrîsi şedde ve tenvin sayılmazsa 1351'dir. aslı
olmasından 1361 ederek, bu tarihte umur-u azîmeden bir dehşetli gıybeti şu âyetin mâna-ı işarî
külliyetinde dâhil ediyor.. ve umur-u azîmeden böyle acib bir gıybet aynı tarihte, aynı senede vukua
geldi...
O muhterem ihtiyar zâtı unutmak, belki şahsıma karşı tezyifatını ihtiyarlığına ve çok cihetlerle
mabeynimizdeki uhuvvete hürmeten helâl etmeye karar verdiğim ve biz hizmetkâr olduğumuz Kur'an'a
havale edip bıraktığım hengâmdan, birden ihtiyarım hâricinde, beş vecihle zemmi zemmeden, mu'cizâne
gıybetten altı cihetle zecreden âyeti karşımda kendini gösterip temessül eyledi. Mânen "Bana bak!" dedi.
Ben de baktım, birden tesbihat içinde gördüm ki; 1351'den tâ 1361 tarihini gösterdi. Hâlimize baktım,
perde altında 51'den tâ 61'e kadar Risale-i Nur'un meded beklediği İstanbul âfâkında bir nev'i taarruz
bulunmuş ve 61'de birden patlamasıdır...» (Sikke-i Tasdik sh: 63)
Âyetteki Ebcedî hesabla gösterilen tarih, Hicrî tarihidir. 1361, 1942 karşılığıdır. Denizli ehl-i vukuf
âlimlerinin itirazlarına da aşağı yukarı aynı mahiyette cevablar verdi. Tekrara lüzum olmadığı için, o
cevabları kaydetmekten sarf-ı nazar edildi.
Cifir ve Ebcedin bir anahtar ve bir vesile olup Kur'an'ın esrarının keşif ve istihracına hizmet ettiğini ve
bu durumuyla Hazret-i Üstad'ın bu ilim hakkında kat'î kanaat sahibi olduğunu gösteren bir beyanı:
«Sekizinci: Seyranî'dir. Bu zât, Husrev gibi Nur'a müştak ve dirayetli bir talebem idi. Esrar-ı
Kur'aniyenin bir anahtarı ve ilm-i Cifrin bir miftahı olan tevefukata dair Isparta'daki talebelerin fikirlerini
istimzac ettim. Ondan başkaları kemâl-i şevk ile iştirak ettiler. O zât, başka bir fikirde ve başka bir
merakta bulunduğu için iştirak etmemekle beraber, beni de kat'î bildiğim hakikattan vazgeçirmek istedi,
cidden bana dokunmuş bir mektub yazdı...» (Lem'alar sh: 45)
İKİNCİ KISIM: Ebced ve Cifir ilminin Üstad Bediüzzaman tarafından tatbik edildiği sahalar...
Üst tarafta bir kaç defa temas ettiğimiz ve bazı nümûnelerini kaydettiğimiz gibi, Cifir ve Ebced'in
sahası geniştir. Dal ve budakları çoktur. İmam-ı Ali (R.A.) ve Ca'fer-i Sâdık'tan nakledilmiş, onun usûl ve
kaidelerinde daha başka işler ve çeşitli hususlar da vardır. Amma Hazret-i Üstad Cifir ve Ebced ilmi
şümûlünde olan iki mühim hususu ve bunlardan da, daha çok birisini almıştır ki, o da tevafuktur. İki
husustan ikincisi ise; Cifir ve Ebcedin içinden sadece harflerin değerleri hesabıyla Kur'an'dan ve hadîs-i
şeriflerin ve nihayet Hazret-i İmam-ı Ali (R.A.) ve Gavs-ı Azam Abdülkadir-i Geylanî'nin kasidelerinden
bazı gaybî olan işarî ve remzî hususları istihrac etmesidir.
Bunların tatbik sahaları ise; evvelâ ve en başta Kur'an'ın i'caz ve mu'cizeliğini o sahada da izhar ve
ispat etme ameliyesinde olmuştur. İkinci derecede de; Risale-i Nur'un makbuliyetini ve hizmetinin
büyüklüğünü gösteren gaybî işaretleri, yine mezkûr menba'lardan keşfedip çıkarması olmuştur. Risale-i
Nur'un makbuliyetini, müstakimliğini ve muhkem ve sağlamlığını gaybî yerlerinde ispatlı ve delilli olarak
dava ettiği vecihle şundan ibarettir: Ehl-i imanın istifadesi, imanlarının Risale-i Nur'la kuvvetlenmesi,
şüphe ve vesveselerden kurtulmasıdır. Bunun dışında Hazret-i Üstad'ın hiçbir gaye ve hedefi yoktur ve
olmamıştır. Zira onun hayatı, vaziyeti ve hâli, gün gibi âşikâr meydanıdır.
İşte, biz de bu kısmı iki noktada toparlayıp bâriz nümûnelerini Nur Risalelerinden arzetmeye
çalışacağız.
Ses Yok
English
العربية
Pyccĸий
français
Deutsch
Español
italiano
中文
日本語
Қазақ
Кыргыз
o'zbek
azərbaycan
Türkmence
فارسى