Kudsi Kaynaklar | Kudsi Kaynaklar | 417
(1-445)
Sual-5: Hadîs-i şeriflerde Ebced ilmine dair ifadeler varsa (ki, dördüncü sualin cevabında var olduğu
görüldü) onu teşvik mi, yoksa red ve tenfir tarzında mıdır?
Cevab: Hadîs-i şeriflerde gayet sarih olarak sihir ilmini, müneccim ilmini, kehaneti ve falcılık gibi
durumları reddettiği halde, Ebced ve Cifir ilmini reddedici açık hiçbir beyan ve ifade yoktur. Tam aksine,
dördüncü sualin cevabında görüldüğü üzere, kabul ve teşvik emareleri vardır.
Sual-6: Sahabe ve Tabiîn'den Ebced ve Cifir ilmiyle uğraşan olmuş mudur?
Cevab: Evet, çok az ve nâdir de olsa uğraşşanlar olmuştur. Bunlardan birisi ve en birincisi Hazret-i
İmam-ı Ali'dir (R.A.) ki, tevatür derecesinde gelen rivayetlerle, Hazret-i İmam'ın bu ilmin üstadı ve
müdevvini ve kaidesi koyanı olduğu bilinmektedir. Nitekim, elde mevcud ve matbu' "El-Cefr-ül Câmi" eseri İmam-ı Ali'nin sözlerinden müteşekkil olduğu, yahutta onun hikmetli söz ve yazılarından derlendiği beyan edilmektedir. Bu eser Mısır'da ve Beyrut'ta ayrı ayrı tab' edilmiştir. Mısır'daki Mekteb-ül Külliyat El-Ezheriye tarafından.. ve Beyrut'ta El-Mektebet-üt Hadîse'de 1971 senesinde tab' edilmişlerdir.
İmam-ı Ali'den (R.A.) gelen bu eserde Cifir ve Ebced ilminin ana kaidelerini ve bazı istihrac usûllerini
yazmaktadır. Üst tarafta da kaydettiğimiz vechile Cifir ve Ebced, sadece ebcedî harflerin sırasına göre,
harflerin değeriyle âyet ve hadîslerden bazı hadîsleri istihractan ibaret değildir. Bu husus ancak, o ilimden bir tek daldır. Bu ilmin daha birçok dal ve budakları vardır. Bu kitabın ileriki sayfalarında bazı
nümûneleri arzetmeye çalışacağız inşâallah.
İşte Sahabenin en büyüklerinden olan İmam-ı Ali (R.A.)'ın bu ilimle uğraştığını gösteren şu ufacık
belge ile de, Sahabelerin umumunun uğraştığı değil, amma reddetmediklerini gösteren hepsinin namına İmam-ı Ali'nin şâhidliği kat'î delildir. İlerde Hazret-i İmam-ı Ali'nin bazı kaside ve ifadelerinden de Cifir ve Ebcede işaret eden bazı nümûneler gösterilecektir.
Amma Tabiîn'den Cifir ve Ebced ile uğraşan zâtlardan bâriz olarak isim veremiyeceğiz. Lâkin bazı
rivayetlere göre Tabiîn'den olduğu anlaşılan İmam-ı Ca'fer-i Sâdık'ı gösterebiliriz. Çünki İmam-ı Ca'fer,
Hicretin 80. yılında doğmuş, elbette Sahabelerden bazılarıyla görüşmüş olması büyük bir ihtimal
dâhilindedir. Böylece, Ca'fer-i Sâdık'tan gelen bazı rivayet ve haberleri az yukarda arzetmiştik. Onun
hâricinde veya onun evlâdları ve kardeşleri dışında ve hülâsa Sâdât-ı Ehl-i Beyt dışında, onların
zamanında yani Tabiîn asrında bu ilimle uğraşanların kimler olduğu hakkında bir mâlumatımız yoktur.
Sual-7: Sahabe ve Tabiîn'den sonra, hangi sınıf âlimler bu ilimle meşgul olmuşlar?
Cevab: Ebced ve Cifir ilmiyle elbetteki muhaddisler taifesi, usûl-i Şeriat üleması sınıfı, fukaha ve
müçtehidler grubu veya Kur'an hâfızları ve tecvidciler zümresi ve akide ve ilm-i kelâm âlimleri herhalde
uğraşmış değillerdir. Çünki; bunların başka işleri ve başka vazifeleri vardı. O halde bu ilimle uğraşan ehl
i velâyet ve tasavvuf denilen gönül ehli taifesidir ki, pek çok rivayetler, yazılmış kitaplar bunun
delilleridir.
Burada bir mühim nokta vardır ki; İslâm âleminde çeşitli ilim dallarında yetişen âlimlerin herbir
sınıfı, hâssaten kendi iştigal mevzuu olan bir ilim dalında ihtisas peyda etmişlerdir. Nasılki meselâ büyük
bir müçtehidin sözü, hadîs ilmi usûlünde geçerli olmadığı gibi, fıkıh ve usûl-i şeriatta da tam geçerli
olmayıp, hüccet değildir. Hattâ usûl-i şeriatın büyük bir âliminin sözü dahi, füruat-ı şeriat ilminde muteber sayılmamaktadır. Ve hâkeza, herbirisinin kendi ihtisas sahasında sözü hüccet olduğu halde, mütehassıs olmadığı başka ilim dallarından geçerli değildir. Demek ki âyetinin işaretiyle,her ilimde ehliyet ve ihtisas kaziyesi geçerlidir ve öyle olması da zarurîdir.
Buna göre meselâ diyelim; Cifir ve Ebced hususunda İbn-i Haldûn gibi felsefe ve kelâmda mütehassıs
bir zâtın itirazları vaki' olmuş olsa da, ihtisas sahası olmadığı için sözü hüccet olamaz. Olsa olsa, aklî ve
felsefî tahkikatta ve sadece o noktadan nazara alınabilir.
Sual-8: Hurûgicilikle Cifir ve Ebced ilmi arasında bir münasebet var mıdır?
Cevab: Aslâ ve kat'â hiçbir münasebet ve müşareketi ve bağlantısı olmadığı gibi, komşuluğu dahi
yoktur. Ancak sadece uzaktan bakıldığı zaman bir benzerlik durumu olsa dahi, o benzerlik noktasından
onu muâhazeye kalkışmak, akıl ve adalet işi değildir. Usûl ilminin Yani: "Her ışık veren ve parlayan
şey ateş değil, yakmaz" kaziyesi gibi; Cifir ve Ebcedi, hurûficiliğe benzetme içinde evhama kapılmak,
elbetteki cehâletten olabilir. Nasılki Kur'an-ı Kerim'de Yahudîlerin Yani: "Alış-veriş dahi faizcilik
gibidir" diye bir benzetmeye kalkıştıklarında, Cenab-ı Hak: ferman buyurmuştur. Yani: "Alış-veriş ile
faizciliğin sûreten birbirine benzerlikleri olsa da; Allah alış-verişi helâl, faizciliği haram kılmıştır."
İşte, Cifir ve Ebced ilmi dahi uzaktan bakıldığı, kat'î tahkiki yapılmadığı zaman sûreten Hurûficilik ile
bir benzerlikleri görülebilir. Amma yakından bakıldığı, tahkik edildiği zaman, araları cennet ve cehennem
kadar uzak olduğu görülecektir. Zira Hurûficilik, şirki ve ilhadı ve hulûl ve ittihadı tazammun ettiği ve
bunun müessisi olan Fadlullah El-Hurûfî adındaki şahıs ilhad ve küfür ile damgalanıp, İslâm Şeriatıyla
katl ve idam (*) edildiği halde, Ebced ve Cifir ilminin üstadı ve bânisi ise, Hazret-i İmam-ı Ali (R.A.) ve
bir de evlâdından olan İmam-ı Ca'fer-i Sâdık'tır ki, kitaplarında Cifir ve Ebced ilminden bahseden hiçbir
İslâm âlimi onu kötülememiş, men'etmemiştir. Bilâkis İslâm âlimlerinin bir çoğu Cifir ve Ebced ilmini
sena ile, i'lâ ile, hürmet ile yâdetmişlerdir. İleride ispatlı delilleri gelecektir.
___________________________________
(*) Bu idam, bir şiî olan Timurlenk tarafından Hi.804 yılında emredilmiş olması, daha çok ibretle
düşündürücüdür. Bak: Keşf-üz Zünûn 1/587
Ses Yok