Kudsi Kaynaklar | Kudsi Kaynaklar | 418
(1-445)
Bu münasebetle; Hurûfîciliğin ne olduğu, nasıl başladığı, kimin başlattığı ve kimlerin yaymasına
çalıştığı hakkında kısaca malûmat vermek istiyoruz.
Bu arada bunu da hemen kaydetmeliyiz ki; sûreten Hurûfîciliğe bir derece benzeyen hatt ve yazı
san'atı, mahir hattat ve san'atkârlarının kelime ve harflerle yaptığı bazı şekiller dahi hurûfîcilikle aslâ
alâkası yoktur. Meselâ bazıları âyet veya bir hadîsin bir metnini yazarken ibrik şekillerini, ördek veya
leylek timsallerini san'at bakımından çıkarmışlardır. Bu ise, hiçbir zaman hurûfîcilik değildir. Belki hatt
ve yazının ziyade gelişimiyle san'ata akseden tarafıdır.
Bu mevzu'da hatt san'atının nasıl gelişim gösterdiğini, insan şekillerinde ve ibrik şekillerinde ve
hakeza bir çok şekillerde nümûnelerini görmek isteyenleri; "Türklerde yazı san'atı - İsmail Baltacıoğlu,
1959 baskısı sh: 91"e havale ederiz.
Evet, Hurûfîcilik; Râfizîlerin en berbat mefkûrelisi olan İsmailiye mezhebinin Bâtıniye kolundan
Fatlullah-il Hurûfî adındaki şahsın "Câvidan-ı Kebir" adlı eserini yazmakla başlamıştır. Bu şahıs, katl
olunduktan sonra, kitabının nüshaları Hurûfîciler arasında intişar etti. Bu kitapta Kur'an'ın bazı
sûrelerinin başlarında bulunan ve sairenin mukatta' olan gayr-ı mükerrer ondört harflerinin arasına bazı çizgiler çekerek, bir insanın yüzüne benzetildiği; o ise, bu habis herife göre, bu şekil, -hâşâ- Allah'ın vechi olduğunu.. ve bu yüz, aynı zamanda kendisinin yüzüne de benzediğini, dolayısıyla (hâşâ ve kellâ) Allah'ın kendisinde hulul ile tecelli ettiğini ve saire gibi herzeler kusmuştur.
Bu küfrî mezhebi benimseyen Hasan Sabbah ismindeki şahıs ise, bunu daha ileri götürerek, çok küfrî
akideler ortaya atmıştır. Hasan Sabbah, ilk önce Mısır'a gidip Fatimîlerle görüştükten sonra, memleketi
olan Horasan'da "Ri"ye dönmüş ve burada kendi atına hükûmet kurmuş ve saire... Ölümü Hicrî 518'dir.
Fadlullah-il Hurûfî'nin mezhebini yaymak üzere, Horosan'dan kalkıp, Anadolu'ya gelen onun
talebelerinden Aliyy-ül A'lâ ismindeki şahıs da, bir Bektaşî tekyesine girip yerleşmiş ve burada Hurûfîcilik
mezhebini yaymaya başlamıştır.
Bu arada, bazı rivayetlere göre meşhur "Nesimî" dahi, yanlışlıkla bu bâtıl mezhebi kısmen hak
zannetmiş ve kabul etmiş ve yayılmasını sağlamıştır. O da, nihayet bazı rivayetlerle, şeriatın kılıncıyla,
amma bazı zâlim hâkimlerin çok gadirli işkence ve azablarına maruz kaldığı halde, sonuna kadar sabır ve
sebat etmiş ve nihayet öldürülmüştür.
İşte çok kısaca olarak Hurûfîciliğin mahiyeti budur. Daha geniş bilgi isteyenler, Kitab-ul Milel Ven
Nihal -Şehristanî 2/31.. ve Keşf-üz Zünûn 1/578..
ve Kamus-ul A'lâm - Şemseddin Sami 5/3414.. ve İslâm Ansiklopedisi, Milli Eğitim Yayınları 1/5-535 ve
598'lere bakabilirler.
Hurûfîcilikle bazı yazı ve hatt san'atında şekiller yapmanın bazılarına göre Ca'fer-i Sâdık'a dayandığı
iddiasını da, Şeyh Muhyiddin-i Arabî şiddetle reddediyor. "Kitab-ul Mim Vel-Vav Ven-Nun" Risalesinde
kat'iyetle hükmetmiş, demiş ki: "Hatlarla bir takım şekiller yapmanın Ca'fer-i Sâdık'a isnad ve
hamledilmesi kat'iyetle yalandır. Çünki İmam-ı Ca'fer-i Sâdık öyle bir şey yapmamış ve yaptırmamıştır."
(Mezkûr kitap sh: 6)
Hurûfîcilik hakkında Üstad Bediüzzaman Hazretleri de; Denizli ve Afyon mahkemeleri hâdisesinde bir
kısım ehl-i vukuf hocaları hatalı ve bilgisizcesine, Ebced ve Cifir ilmini Hurûfîcilikle iltibas ederek
raporlarında Risale-i Nur'daki gaybî istihraclara ilişmelerine karşı şöyle demiştir:
"İlm-i huruf namıyla, eski zamanda cereyan eden ve nâ-ehil bir kısım şarlatanlar dahi onu su'-i isti'mal
edip, hafî ilim sırasında gizlenen ve Batıniyyûn taifesinde ehemmiyet verilen Hurûfîcilik ise; hesab-ı
Ebced ve tevafukla Risale-i Nur'un beyanatı ki, gayet zâhir ve gözle görünür gibi tarzının, sâbık
Hurûfîcilik ile hiç münasebeti olmadığı halde; bunu da, Ehl-i Sünnetçe makbul olmayan Hurûfîcilik deyip
sehven bir tezattır, demişler." (*)
Yine ehl-i vukuf hocaları, aynı mevzuda Üstad'ın başka bir yerde, raporun aynı sahifesinde: «"İlm-i
huruf ile, Ebced hesabıyla hüküm çıkarmak, okunması haram ilimlerdendir diye Redd-ül Muhtar Şârihi
demiş." demişler.
Elcevab: Sâbıkan beyan ettiğimiz gibi; su'-i isti'mal edilmiş hafî ilimlerden olan ilm-i huruf başkadır.
Risale-i Nur'un Ebced hesabıyla zâhir tevafuk ile (hüküm çıkarmak değil) Kur'an'ın meziyetli nüktelerini
ve işaretlerini beyan etmesi, bütün bütün başkadır. Bunda da sehiv var.» (**)
Görüldüğü üzere, adları sanları, resmî mevkileri ve ünvanları şatafatlı olan bu hocalarımızın ne kadar
zâhir hata ettiklerini.. ve bir fıkıh kitabından Redd-ül Muhtar ve Şârihi'nin şer'î ve fıkhî ve umumî bir
hükmüne dayanarak nasıl sehiv girdabına düştüklerini izah etmeye gerek yoktur. Hazret-i Üstad
Bediüzzaman, hiçbir vakit müçtehidler tarafından tedvin edilmiş olan şer'î hükümler hâricinde, yeni bir
içtihadla yeni hükümler çıkarmaya teşebbüs etmediği gibi, böyle cifrî ve ebcedî hesaplarla da çıkarmış
olduğu müjdeli işaretler ve teşvik edici remiz ve îmalara, hiçbir zaman bu bir hükümdür, bir kaidedir
dememiştir, demez ve demesi de mümkin değildir. Fakat gel görelim ki; bizim en yüksek resmî
makamlarda bulunan hocalarımız, bu sehivli ve hatalı karara varmaları elbette esef vericidir.
_________________________________________
(*) Osmanlıca Şualar sh: 305
(**) Osmanlıca Şualar sh: 307
çalıştığı hakkında kısaca malûmat vermek istiyoruz.
Bu arada bunu da hemen kaydetmeliyiz ki; sûreten Hurûfîciliğe bir derece benzeyen hatt ve yazı
san'atı, mahir hattat ve san'atkârlarının kelime ve harflerle yaptığı bazı şekiller dahi hurûfîcilikle aslâ
alâkası yoktur. Meselâ bazıları âyet veya bir hadîsin bir metnini yazarken ibrik şekillerini, ördek veya
leylek timsallerini san'at bakımından çıkarmışlardır. Bu ise, hiçbir zaman hurûfîcilik değildir. Belki hatt
ve yazının ziyade gelişimiyle san'ata akseden tarafıdır.
Bu mevzu'da hatt san'atının nasıl gelişim gösterdiğini, insan şekillerinde ve ibrik şekillerinde ve
hakeza bir çok şekillerde nümûnelerini görmek isteyenleri; "Türklerde yazı san'atı - İsmail Baltacıoğlu,
1959 baskısı sh: 91"e havale ederiz.
Evet, Hurûfîcilik; Râfizîlerin en berbat mefkûrelisi olan İsmailiye mezhebinin Bâtıniye kolundan
Fatlullah-il Hurûfî adındaki şahsın "Câvidan-ı Kebir" adlı eserini yazmakla başlamıştır. Bu şahıs, katl
olunduktan sonra, kitabının nüshaları Hurûfîciler arasında intişar etti. Bu kitapta Kur'an'ın bazı
sûrelerinin başlarında bulunan ve sairenin mukatta' olan gayr-ı mükerrer ondört harflerinin arasına bazı çizgiler çekerek, bir insanın yüzüne benzetildiği; o ise, bu habis herife göre, bu şekil, -hâşâ- Allah'ın vechi olduğunu.. ve bu yüz, aynı zamanda kendisinin yüzüne de benzediğini, dolayısıyla (hâşâ ve kellâ) Allah'ın kendisinde hulul ile tecelli ettiğini ve saire gibi herzeler kusmuştur.
Bu küfrî mezhebi benimseyen Hasan Sabbah ismindeki şahıs ise, bunu daha ileri götürerek, çok küfrî
akideler ortaya atmıştır. Hasan Sabbah, ilk önce Mısır'a gidip Fatimîlerle görüştükten sonra, memleketi
olan Horasan'da "Ri"ye dönmüş ve burada kendi atına hükûmet kurmuş ve saire... Ölümü Hicrî 518'dir.
Fadlullah-il Hurûfî'nin mezhebini yaymak üzere, Horosan'dan kalkıp, Anadolu'ya gelen onun
talebelerinden Aliyy-ül A'lâ ismindeki şahıs da, bir Bektaşî tekyesine girip yerleşmiş ve burada Hurûfîcilik
mezhebini yaymaya başlamıştır.
Bu arada, bazı rivayetlere göre meşhur "Nesimî" dahi, yanlışlıkla bu bâtıl mezhebi kısmen hak
zannetmiş ve kabul etmiş ve yayılmasını sağlamıştır. O da, nihayet bazı rivayetlerle, şeriatın kılıncıyla,
amma bazı zâlim hâkimlerin çok gadirli işkence ve azablarına maruz kaldığı halde, sonuna kadar sabır ve
sebat etmiş ve nihayet öldürülmüştür.
İşte çok kısaca olarak Hurûfîciliğin mahiyeti budur. Daha geniş bilgi isteyenler, Kitab-ul Milel Ven
Nihal -Şehristanî 2/31.. ve Keşf-üz Zünûn 1/578..
ve Kamus-ul A'lâm - Şemseddin Sami 5/3414.. ve İslâm Ansiklopedisi, Milli Eğitim Yayınları 1/5-535 ve
598'lere bakabilirler.
Hurûfîcilikle bazı yazı ve hatt san'atında şekiller yapmanın bazılarına göre Ca'fer-i Sâdık'a dayandığı
iddiasını da, Şeyh Muhyiddin-i Arabî şiddetle reddediyor. "Kitab-ul Mim Vel-Vav Ven-Nun" Risalesinde
kat'iyetle hükmetmiş, demiş ki: "Hatlarla bir takım şekiller yapmanın Ca'fer-i Sâdık'a isnad ve
hamledilmesi kat'iyetle yalandır. Çünki İmam-ı Ca'fer-i Sâdık öyle bir şey yapmamış ve yaptırmamıştır."
(Mezkûr kitap sh: 6)
Hurûfîcilik hakkında Üstad Bediüzzaman Hazretleri de; Denizli ve Afyon mahkemeleri hâdisesinde bir
kısım ehl-i vukuf hocaları hatalı ve bilgisizcesine, Ebced ve Cifir ilmini Hurûfîcilikle iltibas ederek
raporlarında Risale-i Nur'daki gaybî istihraclara ilişmelerine karşı şöyle demiştir:
"İlm-i huruf namıyla, eski zamanda cereyan eden ve nâ-ehil bir kısım şarlatanlar dahi onu su'-i isti'mal
edip, hafî ilim sırasında gizlenen ve Batıniyyûn taifesinde ehemmiyet verilen Hurûfîcilik ise; hesab-ı
Ebced ve tevafukla Risale-i Nur'un beyanatı ki, gayet zâhir ve gözle görünür gibi tarzının, sâbık
Hurûfîcilik ile hiç münasebeti olmadığı halde; bunu da, Ehl-i Sünnetçe makbul olmayan Hurûfîcilik deyip
sehven bir tezattır, demişler." (*)
Yine ehl-i vukuf hocaları, aynı mevzuda Üstad'ın başka bir yerde, raporun aynı sahifesinde: «"İlm-i
huruf ile, Ebced hesabıyla hüküm çıkarmak, okunması haram ilimlerdendir diye Redd-ül Muhtar Şârihi
demiş." demişler.
Elcevab: Sâbıkan beyan ettiğimiz gibi; su'-i isti'mal edilmiş hafî ilimlerden olan ilm-i huruf başkadır.
Risale-i Nur'un Ebced hesabıyla zâhir tevafuk ile (hüküm çıkarmak değil) Kur'an'ın meziyetli nüktelerini
ve işaretlerini beyan etmesi, bütün bütün başkadır. Bunda da sehiv var.» (**)
Görüldüğü üzere, adları sanları, resmî mevkileri ve ünvanları şatafatlı olan bu hocalarımızın ne kadar
zâhir hata ettiklerini.. ve bir fıkıh kitabından Redd-ül Muhtar ve Şârihi'nin şer'î ve fıkhî ve umumî bir
hükmüne dayanarak nasıl sehiv girdabına düştüklerini izah etmeye gerek yoktur. Hazret-i Üstad
Bediüzzaman, hiçbir vakit müçtehidler tarafından tedvin edilmiş olan şer'î hükümler hâricinde, yeni bir
içtihadla yeni hükümler çıkarmaya teşebbüs etmediği gibi, böyle cifrî ve ebcedî hesaplarla da çıkarmış
olduğu müjdeli işaretler ve teşvik edici remiz ve îmalara, hiçbir zaman bu bir hükümdür, bir kaidedir
dememiştir, demez ve demesi de mümkin değildir. Fakat gel görelim ki; bizim en yüksek resmî
makamlarda bulunan hocalarımız, bu sehivli ve hatalı karara varmaları elbette esef vericidir.
_________________________________________
(*) Osmanlıca Şualar sh: 305
(**) Osmanlıca Şualar sh: 307
Ses Yok
English
العربية
Pyccĸий
français
Deutsch
Español
italiano
中文
日本語
Қазақ
Кыргыз
o'zbek
azərbaycan
Türkmence
فارسى