Kudsi Kaynaklar | Kudsi Kaynaklar | 419
(1-445)
Yine aynı ehl-i vukufun Cifir ve Ebced ilmine, hakikat noktasında çok basit ve mânasız bir itirazlarına
karşı Üstad'ın cevabı şöyle olmuştur:
«...Said, Hazret-i Peygamber'e (A.S.M.) ittiba' ettiğini söyler. Halbuki Hazret-i Peygamber'in cifir ve
huruf ve tevafuk gibi şeylerden hüküm çıkardığı kat'iyyen vârid değildir?
Elcevab: Kur'an'ın hadd ü hesaba gelmez mânaları, işaretleri, tefsirleri Hazret-i Peygamber
(A.S.M.)'dan sarihan görülmüyor. Fakat bütünü o kudsî menba'ın tereşşuhatıdır. İlm-i huruf değil, belki
pek zâhir ve hesabî olan hesab-ı Ebced ve gözle görülen tevafuklarla Kur'an'da işarât ve nüktelerin fehmi
için bir vesile yaptığım, Hazret-i Peygamber'in (A.S.M.) sünnetine ittibaımıza elbette hiçbir vechile
münâfatı olamaz.» (*)
Bu mes'elede de görüldüğü vecihle, ehl-i vukuf hocaları çok basit bir düşünceyle mes'eleye baktıkları
görülmektedir. Hem Cifir ve Ebcedle, ne Hazret-i Üstad, ne de ondan önceki evliyalar hiçbir zaman
hüküm çıkarmışlar diye bir şey yoktur. Ancak gaybî bazı istihraçlar ve müjdeli ve teşvikli haller ve ince
bazı sırlar çıkarmışlardır.
Yine aynı mevzu çerçevesinde olarak, Afyon savcısının da ehl-i vukufun mezkûr raporlarına
dayanarak; iddianamesinde iftiralı ve buhtanlı ve gayet câhilâne olan isnadına karşı Hazret-i Üstad şöyle
demiştir:
«İddiacının, eski zamanda ehl-i sünnete karşı Hasan Sabbah Batınıyyûn mezhebinde.. ve Şeyh-ül
Cebel bir gulat-ı şia tarıkıyla meydana çıkıp siyasî sarsıntı vermeleri gibi, Said'i onlara benzetmesi ve
ittiham etmesi pek acib bir yanlıştır...» (**)
Az üst tarafta, Hurûfîciliğin yayılmasına çalıştığı söylenen "Nesimî"nin ismi geçmesi dolayasıyla
Hazret-i Üstad'ın da, onun ismini zikretmeden, sadece sehven bâtıl bir mezhebi hak zannetiğini, bu
yüzden kendisine çok işkenceler yapıldığını ve fakat sabır gösterip azm ü sebat ettiğini şöyle yazmaktadır:
«Eskide bir zât, haksız bir mesleği hak zannederek, ondan aldığı bir muhabbet ile; diri iken derisinin
soyulduğuna tahammül ederek kahramanâne bir tavır gösterdiği...» (***)
Sual-9: Cifir ve Ebced ilmiyle uğraşan âlimler, onu nasıl ve nerede ve ne için kullanmışlardır?
________________________________________
(*) Osmanlıca Şualar sh: 478
(**) Osmanlıca Şualar sh: 207
(***) Barla Lâhikası sh: 338
Cevab: Üst taraflarda bir iki yerde işaret ettiğimiz gibi; bu ilmin sahası geniş bir mahiyettedir.
Umumuna birden "ilm-i esrar-ı huruf"da denilir. Yani harflerin sırlarına dair ilim.. Bu ilmin en sâde olan
kısmı, "Ebced, Hevvez, Huttî" gibi ilh. sırasına göre harflere verilmiş sayı değerleriyle bazı âyet ve
hadîslerin gaybî olan sırlarını çıkarma işinde kullanıldığı gibi; edebiyat san'atında, tarih düşürme işinde
sun'î olarak da kullanılmıştır. Amma büyük ehl-i velâyet âlimleri onu sun'îlikten âzade olarak ilham ve
sünûhat ile gaybî bazı istihraclarda kullanmakla, bu ilmin gerçek kemâlini göstermişlerdir.
Edebiyatçıların onunla yaptıkları sun'îce işler ise, bir eğlence kabilindendir. Yani o ilmin gaye ve
kemâline uygun bir iş değildir.
karşı Üstad'ın cevabı şöyle olmuştur:
«...Said, Hazret-i Peygamber'e (A.S.M.) ittiba' ettiğini söyler. Halbuki Hazret-i Peygamber'in cifir ve
huruf ve tevafuk gibi şeylerden hüküm çıkardığı kat'iyyen vârid değildir?
Elcevab: Kur'an'ın hadd ü hesaba gelmez mânaları, işaretleri, tefsirleri Hazret-i Peygamber
(A.S.M.)'dan sarihan görülmüyor. Fakat bütünü o kudsî menba'ın tereşşuhatıdır. İlm-i huruf değil, belki
pek zâhir ve hesabî olan hesab-ı Ebced ve gözle görülen tevafuklarla Kur'an'da işarât ve nüktelerin fehmi
için bir vesile yaptığım, Hazret-i Peygamber'in (A.S.M.) sünnetine ittibaımıza elbette hiçbir vechile
münâfatı olamaz.» (*)
Bu mes'elede de görüldüğü vecihle, ehl-i vukuf hocaları çok basit bir düşünceyle mes'eleye baktıkları
görülmektedir. Hem Cifir ve Ebcedle, ne Hazret-i Üstad, ne de ondan önceki evliyalar hiçbir zaman
hüküm çıkarmışlar diye bir şey yoktur. Ancak gaybî bazı istihraçlar ve müjdeli ve teşvikli haller ve ince
bazı sırlar çıkarmışlardır.
Yine aynı mevzu çerçevesinde olarak, Afyon savcısının da ehl-i vukufun mezkûr raporlarına
dayanarak; iddianamesinde iftiralı ve buhtanlı ve gayet câhilâne olan isnadına karşı Hazret-i Üstad şöyle
demiştir:
«İddiacının, eski zamanda ehl-i sünnete karşı Hasan Sabbah Batınıyyûn mezhebinde.. ve Şeyh-ül
Cebel bir gulat-ı şia tarıkıyla meydana çıkıp siyasî sarsıntı vermeleri gibi, Said'i onlara benzetmesi ve
ittiham etmesi pek acib bir yanlıştır...» (**)
Az üst tarafta, Hurûfîciliğin yayılmasına çalıştığı söylenen "Nesimî"nin ismi geçmesi dolayasıyla
Hazret-i Üstad'ın da, onun ismini zikretmeden, sadece sehven bâtıl bir mezhebi hak zannetiğini, bu
yüzden kendisine çok işkenceler yapıldığını ve fakat sabır gösterip azm ü sebat ettiğini şöyle yazmaktadır:
«Eskide bir zât, haksız bir mesleği hak zannederek, ondan aldığı bir muhabbet ile; diri iken derisinin
soyulduğuna tahammül ederek kahramanâne bir tavır gösterdiği...» (***)
Sual-9: Cifir ve Ebced ilmiyle uğraşan âlimler, onu nasıl ve nerede ve ne için kullanmışlardır?
________________________________________
(*) Osmanlıca Şualar sh: 478
(**) Osmanlıca Şualar sh: 207
(***) Barla Lâhikası sh: 338
Cevab: Üst taraflarda bir iki yerde işaret ettiğimiz gibi; bu ilmin sahası geniş bir mahiyettedir.
Umumuna birden "ilm-i esrar-ı huruf"da denilir. Yani harflerin sırlarına dair ilim.. Bu ilmin en sâde olan
kısmı, "Ebced, Hevvez, Huttî" gibi ilh. sırasına göre harflere verilmiş sayı değerleriyle bazı âyet ve
hadîslerin gaybî olan sırlarını çıkarma işinde kullanıldığı gibi; edebiyat san'atında, tarih düşürme işinde
sun'î olarak da kullanılmıştır. Amma büyük ehl-i velâyet âlimleri onu sun'îlikten âzade olarak ilham ve
sünûhat ile gaybî bazı istihraclarda kullanmakla, bu ilmin gerçek kemâlini göstermişlerdir.
Edebiyatçıların onunla yaptıkları sun'îce işler ise, bir eğlence kabilindendir. Yani o ilmin gaye ve
kemâline uygun bir iş değildir.
Ses Yok
English
العربية
Pyccĸий
français
Deutsch
Español
italiano
中文
日本語
Қазақ
Кыргыз
o'zbek
azərbaycan
Türkmence
فارسى