Kudsi Kaynaklar | Kudsi Kaynaklar | 423
(1-445)
6- Meşhur allâme Kemâleddin Muhammed bin Musa Ed-Dümeyrî Hayat-ül Hayavan-ül Kübra eseri
1/279'da, aynen Nur-ul Ebsar eserinin, İbn-ül Kuteybe'den naklettiği rivayeti kaydetmiştir.
7- Az yukarıda zaman zaman ondan bahsettiğimiz ve sahife numaralarını verdiğimiz Şeyh Ahmed El
Bûnî'nin Şems-ül Maarif-il Kübra adlı eserinde: "Nakl-i sahih ile Cifir ve Ebced ilminin, Ca'fer-i
Sâdık'tan ülemaya intikal ettiğini yazmaktadır. (Bak mezkûr eser sh: 325 ve 363)
8- Eski Mekke Müftülerinden meşhur allâme Ahmed Zeynî Dehlan "El-Fütuhat-ül İslamiye" isimli
eserinde Cifir ve Ebced ilminin İmam-ı Ali ve Ca'fer-i Sâdık'tan geldiğini ve bu ilimle bir çok büyük
âlimlerin Kur'an'dan ve hadîslerden sırlar istihrac ettiğini yazmaktadır. (Bak: Aynı eser 1/296)
9- Meşhur Keşf-üz Zünûn kitabı, Cifir ve Ebced ilmi hakkında en geniş bilgi veren bir eserdir. Bu
kitab, Cifir ve Ebced ilmi çerçevesinde yazılmış olan bir çok eserin isimlerini de vermiştir. Bu mevzuda
ezcümle şöyle der:
"İlm-ül Cefri Vel-Câmia" adıyla söylenen ilmin mahiyeti şudur ki: Bu ilim ile, uyanık zâtlar levh-i
kazâ ve kaderde yazılı olan hâdisata icmalen vukufiyet peyda etmekten ibarettir.
Bir taife dava etmiştir ki: Bu ilmin esasını Hazret-i İmam-ı Ali (R.A.) bir küçük buzağı derisi üstünde,
28 harflerle genişçe kaidelerini yazmıştır. İşte Ehl-i Beyt'e tevarüs eden de bu ilimdir. Ehl-i Beyt'in
büyüklerinden de bazı kâmil meşayih bu ilmi almıştır. Gerek Ehl-i Beyt, gerekse büyük velî meşayihler bu
ilmi başkasından ellerinden geldiğince saklamaya çalışmışlardır. Bunlardan bazı zâtlar demişler ki: "Bu
ilme hakkıyla vâkıf olacak olan, ancak âhirzamanda gelecek Hazret-i Mehdî'dir."
Nasılki Ehl-i Beyt'ten bu ilme vâkıf olan Ali İbn-i Musa Er-Rıda', Abbasî Halifelerinden Me'mun'un
Halifeliğe geçtiği sırada, kendisine mektub yazarak; kendisinden sonra onun halifeliğe veliahd seçtiğini
bildirmiş. İmam-ı Musa ise, ona cevaben; aynı mektubun sonundaki boş kâğıda yazmış ki: "Evet amma
Cifir ve Câmia ilmi, bu işin bitmiyeceğini göstermektedir." Nitekim fil-hakika, netice de öyle olmuştur...
Hem İbn-i Talha demiştir ki: "Cifir ve Câmia" iki ayrı ayrı mübarek kitaplardır. Bunlardan birisi,
İmam-ı Ali Kûfe'de iken minber üstünde söylemiş, talebeleri de not alıp kaydetmişlerdir. İkincisi de;
Peygamber (A.S.M.) Hazret-i Ali'ye (R.A.) hususî ve sırlı bir şekilde söylemiş ve ona emretmiş ki: "Bunu
tedvin et!" Hazret-i Ali de onu müteferrik harfler hâlinde ve Hazret-i Âdem'in suhufu şeklinde bir deri
üstünde yazmıştır. Sonra da bu eser, insanlar arasında şöhret bulmuştur. Bu ilimle meşgul olan insanlar da onu çeşitli şekillerde uygulamışlardır.
Bazı zâtlar ise, demişler ki: "Bu ilmi, Ca'fer-i Sâdık (R.A) deri üstünde yazmış ve kaideleştirmiştir."
Bu noktadan bazı kimseler demişler ki: "Ca'fer-i Sâdık onu normal elif-bâ harfleri sırasına göre
vaz'etmiştir." Kimileri de: "Ebced, hevvez ilh.. harf sırasına göre uygulamışlardır. ilh.." diyor. (Keşf-üz
Zünûn 1/591)
Keşf-üz Zünûn eseri, bu arada Cifir ve Ebced ilmiyle alâkadar te'lif edilmiş bir kaç eserin isimlerini de
veriyor. Oraya bakılabilir.
10- El-Keşkûl kitabı, Seyyid Şerif-i Cürcanî'nin Şerh-ul Mevakıf eserinden naklen; Keşf-üz Zünûn
kitabı gibi, Cifir ve Ebcedin iki kitap halinde olduğunu ve bu iki kitap da İmam-ı Ali'ye ait olduğunu ve
saire kaydetmiştir. (El-Keşkûl -Bahaeddin El-Âmilî 2/198)
11- Tezkiret-ü Ulü-l Elbab eseri 2/89'da Cifir ve Ebcedin bazı hususiyetlerine genişçe temas etmiştir,
görülebilir.
İşte Cifir ve Ebced ilminden bahseden ve onu kabul edip tezkiye ve medheden, teslim edip imza eden
şu bir kaç tane nümûnelik kitap, bence yeterli delildir. İsteseydik, daha birçok kitapların ismini
verebilirdik. Lâkin lüzumsuzca bahsin uzamaması içn sarf-ı nazar eyledik.
12- İsmail Hakkı Burusevî Hazretleri, Ruh-ul Beyan adındaki tefsirinin birkaç yerinde cifir, ebced ve
esrar-ı huruf mes'eleleri üzerinde genişçe durmaktadır. Tesbitlerimizden bir-iki örnek kaydedelim:
Birincisi: Ruh-ul Beyan Tefsiri 4/393'te: "Mukatta' olan ilm-i huruf esrarı (yani Kur'andaki mukattaat
ı huruf sırları) muhakkikîn-i sofiyyenin nihaî ilimlerinden bir ilmidir. O ise, ancak kırk sene seyr-i
sülûklerden sonra ona erişilebilir." dedikten sonra; meşhur Hacendî'nin Farisî bir şiirini getirir.
İkincisi: Aynı eser 7/125'te, birinci örnekteki mânayı te'kiden İmam-ı ali Radıyallahü Anhü'nün şu
beytini zikreder:
Yani: İlm-i hurufa vukufiyet, Allah'ın hususi bir sırrıdır ki; ancak keşf ve tahkikle muttasıf kimseler
onu idrak edebilirler.
Ses Yok